İçindekiler
- 1 IPv4 tükenmesi neden artık bütçe problemi haline geldi?
- 2 IPv4 tükenmesinin teknik arka planı
- 3 IPv4 fiyat artışlarını tetikleyen ana faktörler
- 4 IPv4 maliyetlerinin hosting tarafına yansıması
- 5 Kısa vadede IPv4 ihtiyacını azaltmak için uygulanabilir yöntemler
- 6 Orta ve uzun vadeli gerçek çözüm: IPv6’ya planlı geçiş
- 7 DCHost olarak IPv4 ve IPv6 stratejimiz
- 8 Farklı senaryolar için pratik IPv4 planlama örnekleri
- 9 IPv4 tükenmesi çağında somut aksiyon planı
IPv4 tükenmesi neden artık bütçe problemi haline geldi?
Son birkaç yılda sunucu, hosting veya IP tabanlı herhangi bir hizmet alırken “IPv4 ücreti”, “ek IP bedeli” gibi kalemlerin hızla yükseldiğini muhtemelen siz de fark ettiniz. DCHost tarafında yaptığımız kapasite ve maliyet analizlerinde çok net görünen gerçek şu: IPv4 artık yalnızca teknik bir protokol değil, doğrudan bütçe satırına yazılan kıt bir kaynak.
IPv4 adres havuzu resmen tükendi, fakat trafiğin, kullanıcı sayısının ve sunucu ihtiyacının artışı devam ediyor. Bu da hem IP kiralama hem de barındırma hizmetlerinde kaçınılmaz bir fiyat baskısı yaratıyor. Bu yazıda, IPv4 tükenmesinin arka planını kuru teoriden uzak, tamamen pratik gözlemlerle anlatacağız; fiyat artışlarının nedenlerini somutlaştıracağız ve özellikle KOBİ, ajans ve SaaS projeleri için uygulanabilir senaryolar üzerinden ilerleyeceğiz.
DCHost olarak sahada gördüğümüz iyi ve kötü örnekleri harmanlayarak, hangi kararların sizi gereksiz IPv4 maliyetine sürüklediğini, hangilerinin ise IP ihtiyacınızı gerçekten optimize ettiğini sade bir dille paylaşacağız. Yazının sonunda, altyapınızı adım adım nasıl planlayabileceğinizi ve IPv4 fiyat artışlarına rağmen bütçenizi nasıl kontrol altında tutabileceğinizi net bir yol haritası halinde özetleyeceğiz.
IPv4 tükenmesinin teknik arka planı
Adres alanının matematiği ve gerçek dünya
IPv4 adres uzayı teoride yaklaşık 4,3 milyar adres içeriyor. Bu sayı ilk bakışta çok büyük görünüyor, ancak:
- Adreslerin önemli bir kısmı özel (private) veya rezerv bloklar olarak ayrılmış durumda.
- Çok büyük kurumsal ağlara ve operatörlere geçmiş yıllarda tahsis edilen dev bloklar hâlâ ellerinde tutuluyor.
- Kullanılamayacak kadar kirlenmiş (spam geçmişi, kötü reputasyon) bloklar pratikte “ölü” hale gelebiliyor.
Sonuç olarak “teoride 4,3 milyar” olan uzay, pratikte çok daha küçük ve parçalı bir kullanılabilir alan anlamına geliyor. Bölgesel internet kayıt kuruluşları (RIR’ler) – örneğin bizim bölgemizde RIPE NCC – yıllar içinde dağıtılabilir IPv4 bloklarını tükettikleri için artık yeni büyük tahsisler yapamıyor; bu da ikincil piyasayı ve fiyatları doğrudan etkiliyor.
RIR politikaları ve ikincil piyasa etkisi
IPv4 adresleri bugün büyük ölçüde ikincil piyasada; yani önceden tahsis edilmiş blokların el değiştirmesiyle dolaşıma giriyor. Bu süreçte:
- Transfer politikaları (kim, ne kadar, hangi şartlarla devredebilir) belirleyici oluyor.
- Adreslerin geçmiş kullanımı (spam, kötüye kullanım) fiyat üzerinde ciddi fark yaratıyor.
- IPv4 bloklarının taşınması ve kayıt süreçleri operasyonel maliyet ekliyor.
Bütün bu faktörler, IP’nin artık “bedava yan kaynak” değil, bağımsız bir varlık sınıfına dönüşmesine yol açtı. DCHost olarak bizim de IPv4 planlaması yaparken dikkate almak zorunda olduğumuz temel gerçek bu: her yeni temiz IPv4 adresi için sahici bir maliyet ödüyoruz.
IPv4 fiyat artışlarını tetikleyen ana faktörler
Arz kıtlığı ve talep baskısı
IPv4 fiyatlarının yükselmesinin en temel nedeni çok basit: Arz sabit, talep ise artmaya devam ediyor. Yeni proje sayısı artıyor, IoT cihazları çoğalıyor, veri merkezleri genişliyor. Ancak yeni IPv4 üretilemiyor; sadece bloklar el değiştiriyor veya daha verimli kullanılmaya çalışılıyor.
Bu dengesizlik şu sonuçları doğuruyor:
- IP kiralama maliyetleri yıllar içinde katlanarak artıyor.
- Temiz ve problemsiz /24 gibi küçük bloklar bile ciddi bir primle işlem görüyor.
- Hosting firmaları IP maliyetlerini paket fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor.
IPv4 adres fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasını ve bu durumun bütçenize etkisini daha mikro ölçekte görmek isterseniz IPv4 adres fiyatlarının rekor kırdığı dönemde bütçeyi koruma stratejileri yazımızı da inceleyebilirsiniz.
Temiz IP primi: Kara listeler ve itibarlı blok bulmanın zorluğu
Fiyatı sadece kıtlık değil, IP’nin kalitesi de belirliyor. Bir IPv4 bloğunun:
- Spam RBL listelerinde kaydı varsa,
- Geçmişte kötü amaçlı trafik için kullanıldığı biliniyorsa,
- Uzun süre abuse kayıtlarıyla anılmışsa,
aynı sayıda adrese sahip “temiz” bloğa göre çok daha ucuz olabiliyor. Fakat bu “ucuzluk”, özellikle e-posta teslim edilebilirliği tarafında ciddi baş ağrıları anlamına geliyor. DCHost olarak IP seçiminde sadece fiyata değil, temiz geçmişe de önem veriyoruz; çünkü kötü bir IP bloğunun uzun vadeli maliyeti, kısa vadeli tasarruftan çok daha yüksek olabiliyor.
Büyük oyuncuların adres yutması ve küçüklerin sıkışması
Global ölçekte faaliyet gösteren, milyonlarca sunucu işleten dev yapılar, yıllar önce çok geniş IPv4 blokları aldılar ve hâlâ yenilerini transfer etmeye devam ediyorlar. Bu, küçük ve orta ölçekli işletmeler için iki sonuç doğuruyor:
- Temiz, küçük IPv4 bloklarına erişim zorlaşıyor.
- Adres piyasasında fiyat çıtası yukarı taşınıyor.
Sonuçta KOBİ veya ajans ölçeğinde bir işletme, tek bir IP için bile ciddi birim maliyetle karşılaşabiliyor. Bu yüzden IP planlamasını “gerektiği anda bir tane daha alırız” mantığıyla bırakmak yerine, en baştan stratejik düşünmek şart.
IPv4 maliyetlerinin hosting tarafına yansıması
Paylaşımlı hosting: IP başına çok kiracı modeli
Paylaşımlı hosting paketlerinde genellikle:
- Bir IPv4 adresi üzerinde çok sayıda web sitesi barındırılır.
- Modern SSL/TLS (SNI) sayesinde her site için ayrı IP zorunluluğu yoktur.
- IP maliyeti tüm kiracılara bölündüğü için birim maliyet düşüktür.
Ancak özel ihtiyaçlar (özgün SSL gereksinimi, özel uygulama, e-posta reputasyonu vb.) nedeniyle dedike IPv4 talep edildiğinde, bu IP artık ciddi bir ek maliyet kalemi haline geliyor. DCHost olarak biz de ek IPv4 taleplerinde, faturada bunu açık bir kalem olarak gösteriyor; böylece IP maliyetinin şeffaf bir şekilde izlenebilmesini sağlıyoruz.
VPS sunucular: Her sanal sunucuya en az bir IP zorunluluğu
VPS tarafında her sunucunun en az bir adet public IPv4 adresine ihtiyacı var. Bu da şu anlama geliyor:
- VPS sayısı arttıkça, IP maliyeti lineer olarak yükseliyor.
- Bir projeyi tek VPS yerine 3-4 küçük VPS’e bölmek, IP maliyetini de aynı oranda çarpabiliyor.
- Gereksiz “boş” VPS’ler, aslında boşa giden IPv4 adresleri demek.
Proje mimarisi planlarken sadece CPU/RAM değil, IP sayısını da düşünmek kritik. Örneğin geliştirme/test ortamlarını public değil, VPN üzerinden erişilen private IP’li iç ağlarda tutmak, değerli IPv4 adreslerini canlı ortama saklamanızı sağlar.
VPS ölçeklemesi yaparken hem maliyeti hem de IPv4 kullanımını birlikte düşünmek için hosting maliyetlerini düşürme ve doğru VPS boyutlandırma rehberi yazımızdan da yararlanabilirsiniz.
Dedicated sunucu ve colocation: IP başına gerçek maliyetin en net göründüğü alan
Dedicated sunucu veya colocation tarafında:
- Her fiziksel sunucuya veya cabinet’e belirli sayıda IPv4 bloğu atanır.
- IP havuzunu genişletmek için ek blok kiralamak veya satın almak gerekir.
- Özellikle /29, /28, /27 gibi küçük bloklar bile belirgin bir aylık gider kalemi haline gelir.
Burada en kritik konu, “her iş yüküne ayrı IP” yerine, ağ tasarımını daha akılcı yaparak IP paylaşımını artırmaktır. Örneğin:
- Reverse proxy veya load balancer önünde tek public IP, arkada private IP’li çok sayıda uygulama sunucusu kullanmak,
- Test ve staging ortamlarını tamamen iç ağa almak ve yalnızca VPN üzerinden erişmek,
- Ortak servisler (örneğin log toplama, monitoring) için tamamen private IP alanı kullanmak
sayesinde aynı sayıda sunucu üzerinde çok daha az IPv4 adresiyle yol alabilirsiniz.
Kısa vadede IPv4 ihtiyacını azaltmak için uygulanabilir yöntemler
NAT, reverse proxy ve çok katmanlı ağ tasarımı
IPv4 tükenmesine rağmen internet bugün hâlâ çalışıyorsa, bunda en büyük pay NAT (Network Address Translation) ve pek çok katmanda uygulanan proxy yapılarındadır. DCHost altyapısında da sıkça kullandığımız bazı kalıplar:
- Public IP sadece edge sunucularda; arkadaki tüm uygulama sunucuları private IP kullanır.
- Birden fazla VPS, tek bir public IP arkasında reverse proxy (Nginx, HAProxy vb.) üzerinden yayın yapar.
- VPN erişimiyle yönetilen iç yönetim panelleri, tamamen private IP’li ağda tutulur.
Böylece hem güvenlik kazanırsınız hem de her sunucuya ayrı IPv4 tahsis etmekten kurtulursunuz.
SSL için ayrı IP zorunluluğunun büyük ölçüde kalkması
Eskiden her SSL sertifikası için ayrı bir IPv4 adresi gerekirdi. Modern tarayıcılar ve sunucu yazılımları ile birlikte SNI (Server Name Indication) sayesinde aynı IP üzerinde çok sayıda SSL sertifikası barındırmak mümkün. Yani:
- Tek bir IPv4 üzerinde onlarca HTTPS sitesi barındırabilirsiniz.
- IP tasarrufu yaparken güvenlikten ödün vermezsiniz.
- Doğru yapılandırılmış SNI, SEO tarafında da sorun oluşturmaz.
Bazı çok eski istemcilerde SNI desteği olmasa da, güncel web trafiğinin ezici çoğunluğunda bu artık gerçek bir problem değil. Dolayısıyla “her siteye ayrı IP” alışkanlığını sürdürmek, IPv4 kıtlığında gereksiz maliyet anlamına geliyor.
IP havuzu hijyeni: Boşta IP bırakmamak
IPv4 kıtlığında en çok gördüğümüz hatalardan biri, “gün gelir lazım olur” diye ayrılmış ama hiçbir projede aktif kullanılmayan IP blokları. Düzenli bir envanter yönetimiyle:
- Hangi IP’nin gerçekten hangi projede kullanıldığını belgeleyin.
- DNS, reverse DNS ve firewall kayıtlarını envanterinizle eşleştirin.
- Boşta kalan IP’leri hızla tekrar havuza döndürün.
DCHost olarak kendi altyapımızda da IP havuzu periyodik tarama ve raporlama süreçleri çalıştırıyoruz; müşterilerimize ayrılan blokların gerçekten kullanıldığından, atıl kaynak kalmadığından emin olmaya çalışıyoruz. Siz de benzer bir disiplin kurarsanız, fazladan IP isteme ihtiyacınız ciddi biçimde azalacaktır.
Loglama, anonimleştirme ve IP adresinin hukuki boyutu
IP adresi sadece teknik değil, aynı zamanda kişisel veri olarak da değerlendirildiği için KVKK ve GDPR açısından ayrı bir dikkat gerektiriyor. Özellikle NAT ve paylaşımlı IP’ler kullanıyorsanız, kimin ne zaman hangi IP’yi kullandığını doğru loglamak zorundasınız. Aynı zamanda, bu logları sınırsız süreyle saklamak da hukuki risk yaratabiliyor.
Bu dengeyi nasıl kuracağınızı adım adım ele aldığımız KVKK ve GDPR için log anonimleştirme ve IP maskeleme rehberi yazımızı mutlaka okumanızı öneririz. Böylece hem IPv4 adreslerini verimli kullanır, hem de yasal gerekliliklere uygun bir loglama stratejisi kurabilirsiniz.
Orta ve uzun vadeli gerçek çözüm: IPv6’ya planlı geçiş
IPv6 neden sadece “güzel bir fikir” değil, zorunluluk?
IPv4’ün tükenmesi kalıcı bir durum; yeni IPv4 üretilemeyeceğine göre, tek gerçek çıkış yolu IPv6’ya geçiş. IPv6, pratikte “bitmeyecek kadar” geniş bir adres uzayı sunuyor ve:
- Her cihaza, her sunucuya, her servise benzersiz public IP verebilmeyi mümkün kılıyor.
- NAT ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırarak ağı sadeleştiriyor.
- Güvenlik, performans ve yönlendirme tarafında önemli iyileştirmeler sağlıyor.
Küresel IPv6 benimseme oranlarındaki artışın nedenlerini ve ağların nasıl hızla dönüştüğünü detaylı anlattığımız yazımızda da vurguladığımız gibi, soru artık “IPv6’ya geçmeli miyiz?” değil; “ne zaman ve nasıl geçeceğiz?”.
Dual-stack mimari: Geçişte en gerçekçi model
Bugünün pratiğinde tamamen IPv6-only bir dünya yok; pek çok sistem ve kullanıcı hâlâ IPv4 ile çalışıyor. Bu yüzden en gerçekçi geçiş modeli dual-stack:
- Sunucularınız hem IPv4 hem IPv6 adresine sahip olur.
- DNS tarafında A ve AAAA kayıtları birlikte yayınlanır.
- Destekleyen istemciler IPv6’yı, desteklemeyenler IPv4’ü kullanmaya devam eder.
DCHost altyapısında VPS ve dedicated sunucu tarafında dual-stack desteğini standart hale getirmeye odaklanıyoruz. Böylece müşterilerimiz, tek bir gece operasyonuyla değil; kademeli bir planla IPv6’yı devreye alabiliyor.
Uygulama, DNS ve güvenlik tarafında dikkat edilmesi gerekenler
IPv6’ya geçişi sadece “IP ekledik bitti” şeklinde görmek hata olur. Aşağıdaki başlıkları birlikte ele almak gerekiyor:
- Uygulama desteği: Kodunuzun IPv6 adreslerini doğru işlediğinden, log formatlarınızın IPv6’yı desteklediğinden emin olun.
- DNS: A kayıtlarına ek olarak AAAA kayıtlarını ekleyin; reverse DNS (PTR) kayıtlarını hem IPv4 hem IPv6 için doğru yapılandırın.
- Güvenlik duvarı: Sadece IPv4 kuralları değil, IPv6 için de eşdeğer firewall politikaları tanımlayın.
IPv6’nın pratik kurulum adımlarını görmek isterseniz VPS sunucunuzda IPv6 kurulum ve yapılandırma rehberi yazımızı adım adım takip edebilirsiniz.
E-posta altyapısı ve IPv6: Fırsat ve tuzaklar
IPv6 ile yalnızca web hizmetlerini değil, e-posta altyapısını da IPv4 baskısından kurtarmak mümkün. Ancak e-posta tarafında:
- Reverse DNS (PTR) kayıtları,
- SPF kayıtlarında IPv6 tanımları,
- RBL ve reputasyon sistemlerinin IPv6 desteği
dikkatle ele alınmalı. IPv6 ile e-posta göndermenin tüm inceliklerini, IPv6 ile e-posta gönderimi ve teslim edilebilirlik rehberi yazımızda detaylı olarak anlattık. Planlı hareket ederseniz, IPv6 tarafında e-posta itibarı konusunda da güçlü bir başlangıç yapabilirsiniz.
DCHost olarak IPv4 ve IPv6 stratejimiz
Şeffaf IP fiyatlandırması ve havuz yönetimi
DCHost’ta yıllardır uyguladığımız temel prensip şu: IP maliyetini gizlemeyiz. Paketlere gömüp görünmez hale getirmek yerine:
- Her ek IPv4 adresini fatura kaleminde ayrı gösteririz.
- Müşterilere ayrılan IP bloklarını net bir envanterle takip ederiz.
- Boşta görünen IP’ler için müşterilerimizle iletişime geçip, gerçekten ihtiyaç olup olmadığını birlikte değerlendiririz.
Böylece hem kendi IP havuzumuz sürdürülebilir kalır hem de müşterilerimiz, büyüdükçe IP maliyetinin hangi noktada devreye girdiğini net biçimde görür.
IPv6-ready VPS, dedicated ve colocation altyapısı
Yeni nesil mimarilerde IPv6’yı “opsiyonel özellik” değil, temel altyapı gereği olarak konumlandırıyoruz. Bu kapsamda:
- VPS hizmetlerimizde dual-stack desteğini yaygınlaştırıyoruz.
- Dedicated sunucu ve colocation müşterilerimize adres planlaması ve IPv6 blok tasarımı konusunda teknik danışmanlık veriyoruz.
- Firewall, monitoring, loglama ve yedekleme sistemlerimizi IPv6 ile tam uyumlu olacak şekilde tasarlıyoruz.
Amacımız, müşterilerimizin IPv4 fiyat baskısını hissetmeden, adım adım IPv6’ya geçiş yapabilmesini sağlamak.
Farklı senaryolar için pratik IPv4 planlama örnekleri
Senaryo 1: Küçük/orta ölçekli e-ticaret sitesi
Tipik ihtiyaçlar:
- 1 adet üretim (canlı) web sunucusu
- 1 adet test/staging ortamı
- E-posta gönderimi (transactional ve bildirim e-postaları)
IPv4 ve IPv6 stratejisi:
- Canlı site için 1 adet dedike IPv4 + IPv6 (dual-stack)
- Staging ortamını yalnızca VPN üzerinden erişilen private IP’li bir VPS’e almak
- E-posta için mümkün olduğunca ayrı bir altyapı veya en azından ayrı bir IP havuzu kullanmak
Böyle bir senaryoda iki ayrı public IPv4 yerine, tek bir IPv4 + IPv6 ile gayet sağlıklı bir mimari kurulabilir. Yük arttığında, ölçeklemeyi IP çoğaltmak yerine dikey kaynak artışı (CPU/RAM/IO) veya önbellekleme ile yapmak çoğu zaman daha ekonomiktir. Bu açıdan WooCommerce kapasite planlama rehberindeki kaynak hesaplama yaklaşımı size yol gösterebilir.
Senaryo 2: SaaS uygulaması geliştiren startup
Tipik ihtiyaçlar:
- API sunucuları
- Web arayüzü
- Arka plan işçiler (queue workers), cron görevleri
- Test ve staging ortamları
IPv4 ve IPv6 stratejisi:
- Ön yüzde tek bir reverse proxy (Nginx/LB) için 1 IPv4 + IPv6
- Arkadaki uygulama ve worker sunucularının tamamını private IP ile çalıştırmak
- Test/staging ortamlarını yine VPN veya bastion üzerinden erişilen private ağda tutmak
Böylece 5-6 VPS veya fiziksel sunucu içeren bir mimariyi sadece 1 veya 2 public IPv4 ile yönetebilirsiniz. Aynı senaryoyu tamamen IPv4 odaklı ve her sunucuya ayrı IP vererek kurduğunuzu düşünürseniz, sadece IP maliyetinin bile ne kadar hızlı şişeceğini tahmin etmek zor değil.
Senaryo 3: Ajans ve çoklu müşteri barındırma
Ajanslar için en kritik konu, onlarca küçük sitenin gereksiz yere onlarca IPv4’e mal olmaması. Burada önerdiğimiz yaklaşım:
- Tüm küçük siteleri tek (veya az sayıda) güçlü VPS/dedicated üzerinde SNI’lı SSL ile barındırmak.
- Sadece özel ihtiyaçları olan (yüksek e-posta hacmi, özel güvenlik gereksinimi vb.) siteler için ek IPv4 tahsis etmek.
- Yeni müşteri kabulü yaparken, IP ihtiyacını da hosting kapasite planlamasına dahil etmek.
Ajansların altyapılarını bu mantıkla tasarlamasına yardımcı olmak için hazırladığımız ajanslar için çoklu WordPress sitesi barındırma mimarisi yazısını da inceleyebilirsiniz.
IPv4 tükenmesi çağında somut aksiyon planı
IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları, kısa sürede “eski seviyelere dönecek” bir dalgalanma değil; kalıcı ve yapısal bir değişim. Bu tabloyu kabullenmek moral bozucu gibi görünse de, doğru adımlar atıldığında hem teknik hem finansal açıdan çok daha sürdürülebilir bir altyapı kurmak mümkün.
Özet aksiyon planını şöyle toparlayabiliriz:
- Mevcut IP envanterinizi çıkarın; boşta kalan IPv4 adreslerini hızla geri kazanın.
- Yeni projelerde mimariyi baştan IP kıtlığını gözeterek tasarlayın (reverse proxy, NAT, private ağlar).
- SSL için ayrı IP alışkanlığını terk edip SNI’ı standart hale getirin.
- Dual-stack (IPv4 + IPv6) planını masaya koyun; DNS, uygulama ve firewall tarafında adım adım geçişi başlatın.
- E-posta, loglama ve KVKK/GDPR gerekliliklerini IP planlamasıyla birlikte düşünün.
DCHost olarak, yeni bir proje planlarken veya mevcut yapınızı IPv4 baskısından kurtarıp daha sürdürülebilir hale getirirken sizinle aynı masaya oturmaya hazırız. Mevcut IP kullanımınızı birlikte gözden geçirmek, IPv6 geçiş takvimi çıkarmak ya da VPS/dedicated/colocation tarafında size en uygun mimariyi tasarlamak isterseniz, teknik ekibimizle detaylı bir kapasite analizi yapmanız yeterli. Böylece IPv4 fiyat artışlarını pasif biçimde izleyen değil, bu yeni dönemi lehine çeviren tarafta olursunuz.
