İçindekiler
- 1 IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları neden artık herkesi ilgilendiriyor?
- 2 IPv4 adres uzayının gerçek sınırı: Neden tükenme kaçınılmazdı?
- 3 IPv4 fiyat artışlarının temel nedenleri
- 4 IPv4 fiyat artışlarının hosting ve sunucu maliyetlerine yansıması
- 5 IPv4 tasarrufu için teknik ve mimari stratejiler
- 6 IPv6: Gerçek çıkış yolu, ama hemen her şeyi çözmüyor
- 7 Bütçe planlaması: IPv4 maliyetini yönetilebilir hâle getirmenin pratik yolları
- 8 Özet ve yol haritanızı netleştirmek
IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları neden artık herkesi ilgilendiriyor?
Uzun yıllar boyunca IPv4 adresleri, altyapı maliyetlerinde çok da düşünmediğimiz kalemlerdi. Sunucu kiralarken ya da yeni bir proje planlarken odağımız CPU, RAM, disk ve bant genişliği olur; IP adresi ise çoğu zaman otomatik gelen, görünmez bir detay gibi davranırdık. Son birkaç yılda tablo tamamen değişti: IPv4 adresleri artık hem kıt hem de pahalı bir kaynak. Bu da doğrudan hosting, VPS, dedicated ve colocation maliyetlerine yansıyor.
Biz DCHost olarak, özellikle kapasite planlama ve maliyet analizi toplantılarında IPv4 başlığının ne kadar sık gündeme geldiğini net şekilde görüyoruz. Ajanslar, SaaS girişimleri, e-ticaret siteleri ve kurumsal ağ ekipleri; hepsi aynı soruyu soruyor: Bu IPv4 fiyat artışları nereye kadar gidecek ve biz altyapımızı buna göre nasıl yeniden tasarlamalıyız?
Bu yazıda pazarlama cümlelerinden uzak durup, IPv4 tükenmesinin teknik arka planını, fiyatların neden bu kadar yükseldiğini, maliyetlerin size hangi kanallardan yansıdığını ve somut olarak hangi adımlarla bu baskıyı azaltabileceğinizi konuşacağız. Ayrıca IPv6 geçişinin bu resimdeki gerçek rolünü, dual-stack ve IPv6-only senaryolarını da pratik örneklerle ele alacağız.
IPv4 adres uzayının gerçek sınırı: Neden tükenme kaçınılmazdı?
IPv4, 32 bitlik bir adresleme şeması kullanır. Yani teoride 232, yaklaşık 4.3 milyar benzersiz adres üretilebilir. Bu sayı, internet henüz birkaç üniversite ve kurumdan ibaretken fazlasıyla yeterli görünüyordu. Ancak evlere geniş bant internetin girmesi, mobil cihazlar, IoT, VPN ve bulut hizmetleri ile birlikte bu havuzun yetmeyeceği aslında uzun zamandır belliydi.
IPv4 tükenmesini anlamak için üç temel noktayı netleştirelim:
- Teorik adres sayısı ile fiili kullanılabilir adres sayısı aynı değil: Özel (private) adres blokları, multicast, loopback gibi rezerve edilmiş aralıklar nedeniyle pratikte internete yönlendirilebilir IPv4 sayısı daha düşük.
- Büyük blok tahsislerinin tarihi yükü: İnternetin erken döneminde bazı kurumlara ve operatörlere çok büyük bloklar tahsis edildi. Bugün bu blokların bir kısmı verimsiz kullanılıyor, ancak geri kazanımı kolay değil.
- RIR havuzlarının bitmesi: IANA'nın (küresel havuz) ardından bölgesel internet kayıt otoriteleri (RIPE NCC, ARIN vb.) de yeni IPv4 tahsislerini ciddi biçimde sınırladı veya tamamen bitirdi.
Bu noktadan sonra iş tamamen ikincil piyasaya, yani IPv4 bloklarının el değiştirdiği transfer pazarına kaldı. İşte fiyat artışlarının ana tetikleyicisi de bu: Sınırlı bir kaynağın, hızla artan talep altında tamamen piyasa dinamiklerine bırakılması.
IPv4 adres havuzunun kurumasının, politika ve regülasyon boyutunu daha detaylı incelemek isterseniz, RIPE bölgesindeki değişiklikleri anlattığımız RIPE NCC IP tahsislerinde yeni kurallar ve IPv4 kıtlığının stratejiye etkileri yazısı, bu makalenin arka planını güçlendirebilir.
IPv4 fiyat artışlarının temel nedenleri
IPv4 fiyatlarının sadece "azalan arz" nedeniyle değil, birlikte çalışan birkaç faktör yüzünden yükseldiğini bilmek önemli. Bu faktörleri ayrı ayrı görmek, kendi ağ ve hosting stratejinizi kurgularken nerede manevra alanınız olduğunu da gösterir.
1. Sınırlı arz ve ikincil pazarın oluşması
Bölgesel kayıt otoritelerinin (RIPE NCC, ARIN vb.) yeni IPv4 tahsislerini çok küçük bloklarla sınırlandırması, yeni oyuncuları ve büyüyen projeleri doğrudan ikincil piyasaya itti. Artık:
- Yeni büyük projeler genelde IPv4'ü transfer piyasasından satın almak zorunda.
- Elde büyük IPv4 blokları bulunan kurumlar bu adresleri bir varlık sınıfı gibi görmeye başladı.
- Fiyatlar, teknik maliyetten çok, finansal arz-talep dengesine göre oluşuyor.
Sonuç: IPv4 bloklarının birim fiyatı yıllar içinde düzenli artan, hatta bazı dönemlerde spekülatif sıçramalar yaşayan bir eğriye dönüştü. Bu artış, zaman farkıyla da olsa ister istemez son kullanıcı fiyatlarına yansıyor.
2. Talep tarafı: Her şeyi internete bağlama iştahı
Arz tarafı daralırken, talebi azaltan bir gelişme pek olmadı; tam tersine:
- Her ölçekte işletme artık en az bir web sitesi, çoğu zaman da birden fazla proje, alt marka ve kampanya sitesi barındırıyor.
- VPN, uzak çalışma, ofisler arası tüneller ve uzaktan yönetim senaryolarında halka açık IPv4 adreslerine olan ihtiyaç arttı.
- IoT, kamera sistemleri, POS cihazları, endüstriyel kontrol sistemleri gibi uç noktalar için de IP adresi talebi doğdu.
- Büyük platformlar, DDoS koruması, coğrafi dağıtım ve yüksek erişilebilirlik için çok sayıda IP kullanan büyük ölçekli mimarilere geçti.
IPv6 bu talebin önemli bir kısmını teoride absorbe edebilecek olsa da; uygulama uyumluluğu, alışkanlıklar ve bazı hizmetlerin hâlâ IPv4 merkezli olması nedeniyle IPv4 talebi hızlı biçimde azalmıyor.
3. Regülasyon, güvenlik ve itibar maliyetleri
IPv4 adresi salt bir sayı değil; özellikle e-posta gönderimi ve güvenlik açısından ciddi bir itibar taşıyor. Şu ek maliyetler IPv4 fiyatlarının yukarı yönlü baskısını artırıyor:
- IP bloklarının kara liste kontrolleri, temizliği ve gerekirse delist süreçleri.
- RPKI imzalama ve yönlendirme bütünlüğü için ek operasyonel işler.
- KVKK / GDPR gibi regülasyonlar nedeniyle IP tabanlı loglama, anonimleştirme ve saklama maliyetleri.
Yani bugün bir IPv4 blokunun fiyatı, sadece "kiraladığım rakam sayısı" değil; beraberinde gelen operasyonel ve itibar yönetimi masraflarını da içeriyor.
4. Parçalanma, yönlendirme tabloları ve verimsizlik
IPv4 blokları yıllar içinde çok parçalandı. Operatörler genellikle küçük parçalar halinde anons vermek zorunda kalıyor. Bu da:
- Router yönlendirme tablolarının büyümesine, dolayısıyla donanım ve işletim maliyetlerinin artmasına,
- Küçük blokların daha pahalı hâle gelmesine (küçük blok, esnek ama daha maliyetli),
- IP planlaması ve adres tahsisi süreçlerinde ek insan zamanı harcanmasına
yol açıyor. Tüm bu teknik faktörler, sonuçta sizin gördüğünüz VPS, dedicated veya ek IP fiyatlarına gömülü hâle geliyor.
IPv4 fiyat artışlarının hosting ve sunucu maliyetlerine yansıması
Bu işin teorisini bilmek önemli ama asıl mesele, faturada gördüğünüz rakamların neden değiştiğini anlamak. IPv4 kıtlığının farklı hosting türlerine yansımasını parça parça inceleyelim.
Paylaşımlı hosting ve reseller paketleri
Paylaşımlı hosting dünyasında, bir IPv4 adresi genellikle onlarca hatta yüzlerce siteye birden hizmet verir. Bu sayede IP maliyeti kullanıcı başına bölünüp neredeyse görünmez hâle gelir. Yine de IPv4 tükenmesi şu alanlarda etki gösteriyor:
- Özel IP talebi: SSL için özel IP zorunluluğu kalkmış olsa da, bazı iş yükleri hâlâ dedicated IP isteyebiliyor. Bu taleplerin birim fiyatları geçmişe göre daha yüksek.
- Reseller tasarımı: Çok sayıda cPanel hesabını tek IP üzerinde tutmak mı, yoksa bazılarını ayrı IP'lere dağıtmak mı sorusu daha kritik hâle geldi. Bu dengeyi anlattığımız cPanel reseller paketlerinde limit tasarımı rehberi, IPv4 bakış açısından da okunmaya değer.
- IP başına müşteri yoğunluğu: Aynı IP üzerinde aşırı yoğun barındırma, e-posta itibarını ve kara liste riskini artırıyor. Firmalar bu riski azaltmak için daha fazla IP kullanmak zorunda kalınca toplam maliyet yukarı gidiyor.
VPS sunucular
VPS tarafında genellikle her sanal sunucuya en az bir adet public IPv4 atanır. IPv4 fiyat artışları burada oldukça doğrudan hissedilir:
- Tek IPv4 içeren giriş paketlerinin baz fiyatı, adres maliyeti nedeniyle zamanla artabiliyor.
- Ek IPv4 talepleri (örneğin ayrı IP isteyen çoklu SSL, çoklu e-posta sunucusu veya izole tenant ihtiyaçları) geçmişe göre daha yüksek aylık ücretlere tabi olabiliyor.
- IP envanteri sınırlı olduğu için, "her iş için ayrı IP" refleksi sürdürülebilir değil; tasarım tarafında daha çok paylaşım ve konsolidasyon gerektiriyor.
DCHost olarak VPS planlarımızı tasarlarken, her projeye en az bir IPv4 verirken, IPv6 desteğini de varsayılan hâle getirmeye; ek IPv4 taleplerinde ise gerçekten teknik olarak gerekçelendirilebilen senaryolara öncelik vermeye çalışıyoruz.
Dedicated sunucu ve colocation
Dedicated ve colocation dünyasında tablo biraz daha farklı. Burada tipik senaryo:
- Bazı müşteriler tek bir sunucuya birden çok IP atamak istiyor (örneğin sanallaştırma, çoklu tenant, izole e-posta altyapısı için).
- Büyük projeler onlarca, hatta yüzlerce IPv4'ü aynı anda talep edebiliyor.
IPv4'ün kıtlaştığı bir ortamda bu taleplerin tamamını karşılarken, fiyatları da makul tutmak için şu tür politikalara ihtiyaç duyuluyor:
- Her ek IPv4 için gerçek bir teknik gerekçe (justification) talep etmek.
- Uzun süre atıl duran IP bloklarını yeniden kullanıma açmak.
- IPv6 kullanımını zorunlu kılmadan, ancak güçlü biçimde teşvik etmek.
Bizim tarafta da, DCHost veri merkezlerinde colocation ve dedicated müşterilerimize IP planlama konusunda bire bir danışmanlık sunmamızın nedeni tam olarak bu: IPv4'ü verimli kullanmak, hem sizin faturanızı hem de bizim IP stokumuzun sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor.
IPv4 tasarrufu için teknik ve mimari stratejiler
IPv4 fiyat artışına tek çözüm "daha fazla bütçe ayırmak" değil. Doğru mimari kararlarla, aynı projeyi daha az IPv4 adresiyle ve daha az maliyetle çalıştırmak çoğu zaman mümkün.
1. IP başına bir site refleksinden vazgeçmek
Yıllar önce SSL için ayrı IP gerekliliği nedeniyle oluşan "her alan adına ayrı IP" alışkanlığı hâlâ bazı ekiplerde devam ediyor. Modern TLS ve SNI desteği sayesinde:
- Bir IPv4 üzerinde yüzlerce alan adını güvenle barındırabilirsiniz.
- Doğru yapılandırılmış bir web sunucusu (Nginx, Apache, LiteSpeed vb.) ile SSL sanal host yönetimi gayet şeffaf çalışır.
SEO açısından da tek başına IP'nin bir sıralama faktörü olmadığını, asıl önemli olanın hız, uptime ve içerik kalitesi olduğunu hatırlatmakta fayda var. "Her siteye ayrı IP vermezsek SEO düşer" gibi tarih öncesi reflekslerden uzak durmak, IPv4 tasarrufu için ilk büyük adım.
2. NAT, reverse proxy ve load balancer kullanımı
Birçok senaryoda, iç ağınızdaki onlarca veya yüzlerce sunucuyu tek veya az sayıda public IPv4 ile internete açabilirsiniz:
- NAT: Özel (private) IP aralıklarını kullanarak içeride geniş bir adres uzayı tanımlayıp, dış dünyaya tek veya birkaç IPv4 üzerinden çıkış verebilirsiniz.
- Reverse proxy: Nginx veya benzeri bir reverse proxy ile birden çok backend uygulamayı tek IP üzerinden sanal host mantığıyla yayınlayabilirsiniz.
- Load balancer: Yük dengeleyici katman, hem ölçeklenebilirlik sağlar hem de IPv4 adreslerini konsolide eder.
Bu mimarilerin temelini anlattığımız Nginx reverse proxy ve basit load balancer kurulumu rehberi, küçük projeler için bile nasıl çok sayıda servisi az IP ile yönetebileceğinizi pratik örneklerle gösteriyor.
3. E-posta tarafında IP stratejisi
E-posta, IP itibarının en kritik olduğu alan. Burada üç temel yaklaşım var:
- Paylaşımlı IP: Küçük hacimli gönderimler için maliyeti en düşük, yönetimi en kolay senaryo. Ancak aynı IP'yi paylaşan diğer kullanıcıların davranışları sizi etkileyebilir.
- Dedicated IP: Büyük hacimli transactional veya pazarlama e-postaları için IP ısındırma, itibar takibi ve kara liste yönetimi gerektirir. IPv4 maliyeti burada somut bir kalemdir.
- Hibrit model: Kritik transactional e-postalar için ayrı IP, düşük hacimli rutin e-postalar için paylaşımlı IP kullanımı.
Hangi modelin sizin için doğru olduğuna karar verirken, IP maliyetlerini ve itibar risklerini birlikte değerlendirmeniz gerek. IP ısındırma ve e-posta itibarı yönetimiyle ilgili daha derin bir bakış için, dedicated IP ısındırma ve e-posta itibarı rehberimize göz atabilirsiniz.
4. IPv4 loglama, anonimleştirme ve KVKK/GDPR uyumu
IPv4 artık sadece bir bağlantı noktası değil; hukuki anlamda kişisel verinin bir unsuru. Bu da loglarınızı nasıl sakladığınız, ne kadar süre tuttuğunuz ve nasıl anonimleştirdiğiniz üzerinde doğrudan etkili. Gereksiz ayrıntı içeren, aşırı detaylı loglar hem depolama maliyetini artırır hem de regülasyon risklerini büyütür.
IP maskeleme ve log anonimleştirme konusunda pratik bir bakış isterseniz, KVKK ve GDPR için log anonimleştirme rehberi hem güvenlik hem de işletme maliyeti açısından yol gösterici olabilir.
IPv6: Gerçek çıkış yolu, ama hemen her şeyi çözmüyor
IPv4 tükenmesi denince akla gelen ilk cümle genelde "Zaten IPv6 var, sorun çözülür" oluyor. Teorik olarak doğru; pratikte ise durum daha incelikli.
- IPv6, 128 bit adresleme ile pratikte tükenmeyecek kadar geniş bir uzay sunuyor.
- Modern işletim sistemleri ve ağ ekipmanları IPv6 desteğine sahip.
- Büyük web platformlarının önemli bir kısmı artık IPv6 üzerinden erişilebilir.
Ancak:
- Tüm kurumsal uygulamalar, eski sistemler ve üçüncü taraf entegrasyonlar IPv6 uyumlu değil.
- IPv6-only bir altyapıya geçmek, çoğu projede hala gerçekçi değil; en azından orta vadede dual-stack (IPv4 + IPv6) gerekli.
- E-posta, bazı API servisleri ve ödeme altyapıları gibi kritik bileşenler hâlâ ağırlıklı olarak IPv4 ekosistemi etrafında dönüyor.
Bu nedenle IPv6'yı bir "yarın tüm sorunları çözecek sihirli değnek" yerine, "bugünden tasarlamaya başlamamız gereken ciddi bir orta-uzun vadeli strateji" olarak görmek daha sağlıklı.
IPv6'yı ağınıza adım adım nasıl entegre edebileceğinizi, riskleri ve fırsatları birlikte değerlendirdiğimiz IPv6 benimseme hızlanıyor: Riskler, fırsatlar ve somut eylem planı yazımız, bu makaleyle birlikte okununca güçlü bir yol haritası oluşturuyor.
Dual-stack mi, IPv6-only mi?
Bugün için en gerçekçi senaryo, çoğu proje için dual-stack altyapı:
- Servisler hem IPv4 hem IPv6 üzerinden erişilebilir.
- Uygulama ve kütüphane uyumluluğu, zamana yayılmış biçimde test edilir.
- Yeni entegrasyonlarda "IPv6 destekliyor mu?" sorusu standart bir kriter hâline gelir.
Buna karşılık, belirli tür iş yüklerinde (örneğin iç hizmetler, sadece modern tarayıcı kullanan B2C uygulamalar vb.) IPv6-only + NAT64/DNS64 gibi çözümler de gündeme gelebiliyor. Web sitesi, e-posta ve SEO tarafında bu iki yaklaşımın artı-eksi'lerini detaylı değerlendirmek isterseniz, IPv6-Only hosting mi dual-stack mi rehberimiz karar sürecinde oldukça yardımcı olacaktır.
IPv6 geçişinde DCHost yaklaşımı
DCHost altyapısında IPv6'yı "ekstra" bir özellik değil, yeni normalin parçası olarak konumlandırıyoruz:
- Yeni projelerde, mümkün olduğunda ilk günden dual-stack yapılandırma öneriyoruz.
- VPS ve dedicated müşterilerimize IPv6 blok tahsisi konusunda rehberlik ediyor, uygulama katmanında yapılması gerekenleri adım adım anlatıyoruz.
- IPv6 ile e-posta gönderimi, reverse DNS, SPF ve teslim edilebilirlik gibi hassas başlıklarda, sahada öğrendiğimiz dersleri IPv6 ile e-posta gönderimi rehberinde olduğu gibi şeffafça paylaşıyoruz.
Bütçe planlaması: IPv4 maliyetini yönetilebilir hâle getirmenin pratik yolları
IPv4 fiyat artışları kalıcı bir gerçek; bunu kabul ettikten sonra yapılması gereken, bu maliyeti tahmin edilebilir ve yönetilebilir hâle getirmek. Burada, hem kendi gözlemlerimize hem de müşterilerle yaptığımız maliyet analizi çalışmalarına dayanarak birkaç somut öneri paylaşalım.
1. IP envanterinizi çıkarın ve kategorilere ayırın
İlk adım, bugün kullandığınız tüm IPv4 adreslerinin listesini çıkarmak. Her bir IP için:
- Hangi hizmette kullanıldığını (web, e-posta, VPN, admin paneli vb.),
- Gerçekten public IP gerektirip gerektirmediğini,
- Gerektiğinde NAT veya reverse proxy arkasına alınabilir olup olmadığını
sorgulayın. Çoğu ağda, "alışkanlıktan" public IPv4 kullanan ama aslında kolayca iç ağa taşınabilecek veya paylaşımlı IP'ye geçirilebilecek hizmetler bulunuyor.
2. IP başına ürettiğiniz geliri (veya değeri) ölçün
Özellikle ajanslar, SaaS sağlayıcıları ve çoklu müşteri barındıran mimariler için kritik bir metrik: Kullandığınız her IPv4 adresinin, size aylık ne kadar gelir ürettiğini veya ne kadar iş değeri taşıdığını kabaca hesaplayın. Örneğin:
- Tek bir IPv4 üzerinde barındırdığınız 50 küçük müşteri sitesi, toplam fatura büyüklüğüyle güçlü bir "gelir/IP" oranı sunabilir.
- Sadece birkaç test sitesi için aylarca boşta tuttuğunuz bir IPv4, negatif getiri yazıyor olabilir.
Bu tür analizler, hangi IP taleplerine öncelik vereceğinizi, hangilerinde alternatif (paylaşımlı IP, IPv6, NAT vb.) arayacağınızı netleştirir.
3. 12–24 aylık IPv4 stratejisi oluşturun
Kısa vadede fiyat dalgalanmalarından daha az etkilenmek için, IP planlamanızı en az 12–24 aylık perspektifle yapın:
- Yeni açılacak projeler için önceden IP bütçesi ayırın.
- Büyük IPv4 ihtiyaçlarını mümkünse tek seferde ve uzun vadeli planlayın.
- IPv6 geçiş adımlarını bu plana gömerek, gelecek IP taleplerinin bir kısmını baştan IPv6 üzerine kurun.
IPv4 adres fiyatlarının bütçenize etkisini sayısal örneklerle ele aldığımız IPv4 adres fiyatları rekor kırarken bütçenizi koruma rehberi, bu planı hazırlarken kullanabileceğiniz somut hesaplama yöntemleri içeriyor.
4. DCHost ile birlikte IP tasarruf senaryosu çalışın
Bizim tarafta en verimli sonuçları genelde şu yaklaşımla alıyoruz:
- Önce mevcut mimarinizi, IP kullanım modelinizi ve büyüme beklentilerinizi birlikte masaya yatırıyoruz.
- Hangi servislerin paylaşımlı IP'ye taşınabileceğini, hangilerinin mutlaka dedicated IP gerektirdiğini netleştiriyoruz.
- IPv6'yı hangi adımlarla, hangi projelerde devreye alabileceğinizi belirliyoruz.
- Bunlara göre VPS, dedicated veya colocation tarafında sizi hem bugün hem de 2–3 yıl sonra taşıyabilecek bir plan çıkarıyoruz.
Bu yaklaşım, "IP fiyatları yine mi arttı" diye her yıl sürpriz yaşamaktansa, kontrollü ve öngörülebilir bir maliyet eğrisi yakalamanızı sağlıyor.
Özet ve yol haritanızı netleştirmek
IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları artık sektör dedikodusu değil, günlük operasyonlarımıza doğrudan yansıyan sert bir gerçek. IP adreslerini eskisi gibi bol kepçe kullandığımız dönem kapandı; bugün her yeni IPv4 talebi, hem teknik hem de finansal olarak sorgulanmak zorunda.
Yine de tablo karamsar olmak zorunda değil. Doğru mimari kararlarla:
- Birçok hizmeti paylaşımlı IP, NAT ve reverse proxy arkasına taşıyabilir,
- Gerçekten dedicated IPv4 gerektiren kritik servislerinizi koruyabilir,
- IPv6'yı adım adım devreye alarak orta-uzun vadede IP baskısını önemli ölçüde azaltabilirsiniz.
DCHost olarak biz, bu süreci sadece bir "masraf artışı" olarak değil, aynı zamanda altyapıyı modernleştirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. IPv4'ü verimli kullanmak demek; daha iyi planlanmış ağlar, daha şeffaf loglama, daha güçlü güvenlik politikaları ve IPv6'ya geçişi ciddiye alan bir yol haritası demek.
Eğer kendi projeniz veya müşterileriniz için IPv4 maliyetlerinin nereye gittiğini, mevcut IP kullanımınızın ne kadar verimli olduğunu ve IPv6'yı ne hızda devreye almanız gerektiğini netleştirmek istiyorsanız, DCHost ekibiyle birlikte bir IP planlama oturumu yapmanız gerçekçi bir ilk adım olacaktır. Bu makaledeki başlıkları pratikte uygulamaya dökmek ve altyapınızı önümüzdeki yıllara hazırlamak için, IPv4 tükenmesini bir kriz değil, planlı bir dönüşüm fırsatı olarak ele alalım.
