Alan Adı

IPv4 Tükenişi ve Fiyat Artışları: Gerçek Nedenler ve Uygulanabilir Stratejiler

İçindekiler

IPv4 tükenmesi neden artık herkesi ilgilendiriyor?

Son birkaç yıldır altyapı planlama toplantılarında en çok konuştuğumuz başlıklardan biri, IPv4 adreslerinin tükenmesi ve buna bağlı hızlı fiyat artışları. Eskiden “IP zaten var, gerekirse bir tane daha veririz” diye düşündüğümüz bir kaynak, bugün doğrudan sunucu fiyatlarını, e-posta teslim edilebilirliğini, hatta ağ mimarisi kararlarını etkileyen kıt bir varlık haline geldi. DCHost tarafında yeni bir VPS kümesi, e-posta platformu veya özel bir müşteri altyapısı tasarlarken, IPv4 artık CPU, RAM ve disk kadar kritik bir kalem olarak masada duruyor.

Bu makalede, yalnızca “IPv4 bitti, fiyatlar yükseldi” demekle yetinmeyip, gerçekten sahada yaşadığımız deneyimler üzerinden gideceğiz. IPv4 tükenmesinin teknik arka planını, RIR politikaları ve ikincil pazar dinamikleriyle beraber ele alacağız; ardından bu durumun paylaşımlı hosting, VPS, dedicated sunucu ve colocation maliyetlerine nasıl yansıdığını netleştireceğiz. Sonrasında ise hem kısa vadeli (IP tasarrufu, SNI, NAT) hem de orta-uzun vadeli (dual-stack, IPv6 dönüşümü) somut stratejileri, DCHost’ta izlediğimiz yaklaşımlarla birlikte adım adım anlatacağız. Amacımız, “IPv4 pahalı, yapacak bir şey yok” noktasında kalmadan, bütçenizi ve altyapınızı koruyacak gerçekçi bir yol haritası çıkarmanıza yardımcı olmak.

IPv4 tükenmesi teknik olarak ne anlama geliyor?

Önce resme teknik taraftan bakalım. IPv4, 32 bitlik bir adresleme yapısına sahip. Yani teoride yaklaşık 4,3 milyar benzersiz adres var. İnternetin ilk yıllarında bu sayı neredeyse sonsuz gibi görünüyordu; büyük kurumlara devasa bloklar (/8, /16) tahsis edildi, tahsis verimliliği çok da dert edilmedi. Ancak mobil cihazların, IoT’nin, bulut altyapılarının ve her şeyin IP’ye ihtiyaç duyduğu bir dünyada bu havuzun dolması kaçınılmazdı.

IPv4 adreslerinin tahsisini yöneten bölgesel internet kayıt kuruluşları (RIR’lar), yani RIPE NCC, ARIN, APNIC vb. bir süre sonra “son blok” dönemine girdi. IANA’nın merkezi IPv4 havuzu tükendi, ardından bölgesel RIR’ların da serbest havuzları bir bir bitti. RIPE bölgesi için 2019’da duyurulan “artık yeni IPv4 adresimiz kalmadı” açıklaması, Avrupa’daki operatörler ve hosting firmaları için önemli bir eşikti. Bugün yeni IPv4 adresi almak çoğu zaman:

  • RIR’den çok sınırlı /24 gibi küçük bloklar için uzun kuyruğa girmek,
  • Veya ikincil (transfer) pazarından, yani başka bir ağın elindeki blokları satın almak ya da kiralamak

anlamına geliyor. Tam da bu nedenle, IPv4 artık “üretilebilen” değil, eldeki stok üzerinden el değiştiren bir varlık haline dönüştü.

IPv4 kıtlığının RIR politikalarına ve transfer süreçlerine yansımasını daha detaylı incelemek isterseniz, hazırladığımız RIPE NCC ağ trendleri ve IPv4 kıtlığı makalesine de göz atabilirsiniz.

IPv4 fiyatları neden bu kadar hızlı yükseldi?

IPv4 fiyat artışlarını anlamak için sadece “kıtlık var” demek yetmiyor. İşin içinde ciddi bir pazar dinamiği ve yatırım davranışı da var. Bugün bir IPv4 adresinin aylık veya yıllık kiralama maliyeti, önceki yıllarla kıyaslandığında birçok bölgede birkaç katına çıkmış durumda. Bunun başlıca nedenlerini özetleyelim:

1. Arz–talep dengesinin kalıcı şekilde bozulması

Yeni IPv4 üretilemiyor, sadece el değiştiriyor. Buna karşılık IPv4 talebi hâlâ çok yüksek: kurumsal ağlar, barındırma firmaları, SaaS sağlayıcıları, CDN’ler, IoT üreticileri… Talep büyürken, arz azalmaya veya en azından genişlememeye devam ediyor. Bu da doğal olarak kalıcı bir fiyat baskısı yaratıyor.

2. İkincil (transfer) pazarının profesyonelleşmesi

IPv4 blokları artık neredeyse bir finansal varlık gibi alınıp satılıyor. Aracı kurumlar, broker’lar, yatırım amaçlı blok tutan aktörler piyasaya girdi. Bu durum, fiyat oluşumunu daha şeffaf hale getirse de, fırsat maliyeti ve arbitraj beklentisi nedeniyle fiyatların daha hızlı yukarı taşınmasına da yol açıyor.

3. Büyük ağların “savunmacı” stok davranışı

Bazı büyük operatörler, gelecekte IP bulamama riskine karşı bugün ellerindekini satmak yerine tutmayı tercih ediyor. Bazıları ise geçmişte aldıkları büyük blokların bir kısmını çok daha yüksek fiyatlardan satmayı bekliyor. Bu da piyasaya çıkan gerçek arzı kısıtlıyor.

4. Regülasyon ve uyum maliyetleri

Her transfer süreci, RIR politikalarına, sözleşmelere, whois ve RPKI gibi kayıt sistemlerine uyum gerektiriyor. Bu hukuki ve operasyonel maliyetler de transfer fiyatına ekleniyor. Sonuçta IP’yi elinde tutan da, transfer eden de, aracı da maliyetini fiyata yansıtıyor.

IPv4 fiyatlarındaki artışı sadece teknik açıdan değil, bütçe ve strateji boyutuyla da ele aldığımız yazımızda bu konuyu daha ayrıntılı tartışıyoruz: IPv4 adres fiyatlarının yükselişi, nedenleri, etkileri ve çıkış yolları.

IPv4 kıtlığının hosting ve sunucu maliyetlerine somut etkileri

Teoriden pratiğe inelim. IPv4’ün pahalılaşması, bir hosting müşterisi veya altyapı yöneticisi olarak sizi tam olarak nerede vuruyor?

Paylaşımlı hostingte shared IP gerçeği

Paylaşımlı hosting paketlerinde (shared hosting) onlarca, bazen yüzlerce site aynı IPv4 adresini paylaşır. Bu, teknik olarak uzun süredir yapılan, son derece normal bir uygulama. Ancak IPv4 fiyatlarının artması, şu noktalarda etkisini gösteriyor:

  • Dedicated IP talepleri: Eskiden belirli SSL kurulumları için özel IP gerekebiliyordu. Bugün SNI sayesinde çoğu senaryoda tek IP üzerinde çoklu HTTPS site barındırabiliyoruz, ama bazı müşteriler hâlâ SEO veya e-posta kaygılarıyla özel IP istiyor. Bu talep her zaman ek maliyet anlamına geliyor.
  • IP başına düşen site sayısının artması: Bazı sağlayıcılar, IP maliyetini dengelemek için aynı IP üzerinde daha fazla site barındırma yoluna gidebiliyor. Bu, kötü komşu riski (spam, kara listeye girme vb.) açısından dikkatle yönetilmesi gereken bir konu.

Tek IP üzerinde çok sayıda HTTPS site barındırmanın teknik arka planını merak ediyorsanız, SNI konusunu detaylı anlattığımız tek IP üzerinde birden fazla HTTPS site barındırma ve SNI rehberimize mutlaka göz atın.

VPS ve dedicated sunucularda IP maliyeti bileşeni

VPS veya dedicated sunucu kiraladığınızda, genellikle paketle birlikte 1 adet IPv4 adresi gelir. Ek IP talep ettiğinizde ise artık ciddi birim fiyatlarla karşılaşmak olağan hale geldi. Çünkü hosting firması da bu IP’yi ya ikincil pazardan pahalıya temin ediyor ya da elindeki sınırlı havuzu dikkatle yönetmek zorunda kalıyor.

Bu da şu sonuçlara yol açıyor:

  • “Her siteye ayrı IP” gibi eskiden makul görülen senaryolar bugün sürdürülebilir değil.
  • Yeni projeler planlanırken, “kaç IP’ye gerçekten ihtiyacım var?” sorusunu baştan sormak şart.
  • Özellikle ajansların ve reseller’ların, IP kullanım politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor.

E-posta teslim edilebilirliği ve IP itibarı

E-posta tarafında ise durum biraz daha hassas. Transactional (işlem) mailleri veya büyük hacimli bültenler gönderen projelerde, çoğu zaman ayrı bir IPv4 adresi (hatta IP havuzu) kullanmak en sağlıklısıdır. Ancak IP fiyatları yükseldikçe, şu ikilemler ortaya çıkıyor:

  • Küçük hacimli projeler için ayrı IP almak bütçeyi zorluyor.
  • Shared IP kullanıldığında ise IP itibarını koruma sorumluluğu kritik hale geliyor.

Biz DCHost tarafında, e-posta odaklı projeler için IP ısınma, kara liste takibi ve itibar yönetimi süreçlerini ciddi şekilde önemsiyoruz. Bu süreci detaylandırdığımız dedicated IP ısınma ve e-posta itibarı yönetimi rehberi, IPv4 kıtlığı ortamında IP’lerinizi nasıl daha değerli ve güvenli kullanabileceğinizi görmek için iyi bir tamamlayıcı olacaktır.

IPv4 kullanımını optimize etmek için teknik stratejiler

Gelelim asıl can alıcı noktaya: Elinizdeki IPv4 kaynaklarını nasıl daha verimli kullanabilirsiniz? Burada hem DCHost olarak kendi altyapımızda uyguladığımız, hem de müşterilerimize önerdiğimiz somut teknik yaklaşımları toparlayalım.

NAT, PAT ve CGNAT ile adres paylaşımı

Ağ dünyasında yıllardır kullanılan NAT (Network Address Translation) ve PAT (Port Address Translation) teknikleri, tek bir IPv4 adresini birden fazla iç IP ile paylaşmanıza imkân verir. Evdeki modeminizin arkasında onlarca cihazın tek IPv4 ile internete çıkabilmesi bunun en basit örneği.

Hosting tarafında ise:

  • Çıkış (outbound) trafiği için paylaşımlı IP kullanmak,
  • Bazı yönetim ve servis portlarını NAT ile iç ağda tutmak,
  • Ön tarafta reverse proxy veya load balancer ile çok sayıda iç servisi tek IP üzerinden sunmak

gibi senaryolarla, gerçek anlamda IP tasarrufu sağlanabilir. Tabii CGNAT gibi agresif çözümler, loglama, hukuki yükümlülükler ve bazı uygulama protokollerinde sorun yaratabileceği için iyi tasarlanmalı; ama büyük operatörlerin IPv4 adreslerini yıllardır böyle “esnettiğini” unutmamak lazım.

Tek IP üzerinde çoklu web sitesi: SNI ve host header kullanımı

HTTP ve HTTPS dünyasında, tek bir IPv4 adresi üzerinde yüzlerce site yayınlamak teknik olarak tamamen normal. HTTP’de host header, HTTPS’te ise SNI (Server Name Indication) sayesinde, istemci hangi alan adına erişmek istediğini sunucuya bildiriyor ve doğru sertifika/site dönebiliyoruz.

Bunun pratik sonuçları:

  • Küçük ve orta ölçekli siteler için ayrı IPv4 adresine çoğu zaman gerek yok.
  • Ajanslar, onlarca müşterinin sitesini tek IP üzerinde güvenle barındırabilir; önemli olan dosya ve hesap izolasyonu, performans ve güvenliktir.
  • Ayrı IP, daha çok özel ihtiyaçlar (özel e-posta altyapısı, SSL terminasyonu için ayrı cihaz vb.) için ayrılmalıdır.

SNI’nın nasıl çalıştığını ve tek IP üzerinde çoklu HTTPS site kurulumunun teknik detaylarını görmek için, yine SNI odaklı rehberimizi okumanızda fayda var.

IP havuzu tasarımı: web, e-posta ve yönetim IP’lerini ayırmak

IPv4 kıtlığı, IP adreslerini daha disiplinli sınıflandırmayı da zorunlu kılıyor. DCHost’ta yeni bir ağ planlarken genellikle şu ayrımları netleştiriyoruz:

  • Web IP’leri: Sadece HTTP/HTTPS trafiği için kullanılan, gerektiğinde paylaşımlı olabilen adresler.
  • E-posta IP’leri: IP itibarı kritik olduğu için daha sıkı takip edilen, mümkünse kara liste geçmişi tertemiz tutulan adresler.
  • Yönetim ve iç servis IP’leri: Panel erişimi, replikasyon, yedek vb. için kullanılan, çoğu zaman VLAN veya VPN arkasında kalan adresler.

Böyle bir ayrım, her bir IP tipine farklı güvenlik, loglama ve izleme politikası uygulamamıza olanak tanıyor. Örneğin, web IP’lerinde DDoS ve WAF kuralları ön plandayken, e-posta IP’lerinde kara liste izleme ve SPF/DKIM/DMARC uyumu daha kritik hale geliyor.

IPv6: Fiyat baskısını azaltan orta ve uzun vadeli çözüm

IPv4 adreslerini ne kadar verimli kullanırsak kullanalım, tükenmiş bir havuzu sonsuza kadar büyütemeyiz. Bu nedenle orta ve uzun vadede IPv6 dönüşümü kaçınılmaz. İyi haber şu ki, IPv6 sadece adres bolluğu sağlamakla kalmıyor; performans, güvenlik ve ağ tasarımı açısından da ciddi avantajlar getiriyor.

IPv6 benimseme oranları neden hızla artıyor?

Büyük içerik sağlayıcılar ve ISP’ler IPv6 trafiğini yıllardır dikkatle izliyor. Dünya genelinde IPv6 benimseme oranları birçok rapora göre %40’ları aşmış durumda ve bazı ülkelerde bu oran çok daha yüksek. Bunun doğal sonucu şu: Gün geçtikçe daha fazla ziyaretçi, daha fazla uygulama ve servis IPv6 üzerinden erişilebilir hale geliyor.

Bu dönüşümün ağ altyapılarına etkilerini, ölçülebilir metriklerle incelediğimiz IPv6 benimseme oranlarının artışı ve ağ altyapısına etkileri yazımız, bu başlığı derinlemesine merak edenler için iyi bir kaynak.

Dual-stack: Gerçekçi geçiş modeli

Bugün çoğu proje için en mantıklı model, hem IPv4 hem IPv6’yı aynı anda destekleyen dual-stack mimaridir. Bu sayede:

  • IPv6 destekleyen istemciler ve ağlar, doğrudan IPv6 üzerinden size ulaşır.
  • Sadece IPv4 destekleyen eski ağlar ve cihazlar ise IPv4 üzerinden gelmeye devam eder.
  • Zaman içinde IPv6 trafiğiniz arttıkça, yeni servisleri veya bazı yoğun iş yüklerini öncelikle IPv6 üzerinde konumlandırma esnekliği kazanırsınız.

Dual-stack kurulum, DNS tarafında AAAA kayıtları, firewall kuralları, reverse proxy ve load balancer yapılandırmaları gibi konularda dikkat gerektirir; ancak iyi tasarlandığında IPv4 fiyat baskısını orta vadede önemli ölçüde hafifletir.

VPS ve dedicated üzerinde IPv6’yı pratikte devreye almak

DCHost’ta yeni nesil VPS ve dedicated sunucu altyapılarımızı IPv6 destekli olacak şekilde planlıyoruz. Birçok modern uygulama (WordPress, Laravel, Node.js uygulamaları, API servisleri) temel olarak “IP sürümünden” bağımsız çalışır; yani siz ağ ve DNS tarafını doğru kurduğunuzda, uygulama seviyesinde büyük değişiklikler gerekmez.

IPv6’yı kendi VPS’inizde adım adım nasıl kuracağınızı ve yapılandıracağınızı görmek isterseniz, hazırladığımız VPS üzerinde IPv6 kurulum ve yapılandırma rehberi size doğrudan uygulanabilir bir yol sunuyor.

Bütçe planlama: IPv4 fiyat artışına rağmen maliyetleri nasıl kontrol altında tutabilirsiniz?

IPv4 fiyatlarının yükselmesi kaçınılmaz olabilir, ama bu durum bütçenizin kontrolden çıkması gerektiği anlamına gelmiyor. DCHost’ta altyapı tasarımı yaparken hem kendi maliyetlerimizi hem de müşterilerimizin uzun vadeli bütçe projeksiyonlarını hesaba katarak hareket ediyoruz. Size de benzer bir yaklaşım önerebiliriz.

1. Gerçek ihtiyacı çıkarın: Kaç IP’ye gerçekten ihtiyacınız var?

Projelerle konuşurken sıkça gördüğümüz tablo şu: “Her siteye ayrı IP” gibi eski alışkanlıklar, bugün hâlâ otomatik varsayım olarak masaya geliyor. Oysa:

  • Web siteleri için SNI destekli shared IP çoğu zaman fazlasıyla yeterli.
  • Gerçek anlamda ayrı IP gerektiren durumlar çoğunlukla e-posta, bazı entegrasyonlar ve çok özel güvenlik senaryoları.

Bu nedenle önce tüm iş yüklerini listeleyip, her biri için “IP zorunlu mu, yoksa isim tabanlı barındırma ile çözebilir miyiz?” sorusunu dürüstçe sormak gerekiyor.

2. Kaynakları bir arada düşünün: IP, CPU, RAM ve disk ilişkisi

IPv4 maliyetini diğer kaynaklardan bağımsız düşünmek hata olur. Bazı durumlarda:

  • Daha büyük, iyi optimize edilmiş tek bir VPS veya dedicated sunucu + az sayıda IP,
  • Bölük pörçük çok sayıda küçük sunucu + çok sayıda IP’den

hem daha ucuz, hem de daha yönetilebilir çıkar. Bu tür optimizasyonları, trafik ve depolama tarafıyla birlikte anlattığımız hosting maliyetlerini düşürme rehberimiz ile birlikte düşünmenizde fayda var.

3. IP yaşam döngüsü yönetimi: Tahsis, izleme ve geri çekme

Biz DCHost’ta her IPv4 adresini neredeyse bir varlık gibi takip ediyoruz: hangi müşteri veya servis için tahsisli, hangi portlar açık, abuse geçmişi nedir, RBL durumu nasıl, ne kadar süredir atıl duruyor… Siz de kendi altyapınızda (özellikle colocation veya kendi IP bloklarınız varsa) benzer bir yaşam döngüsü yönetimi kurmalısınız:

  • Atıl IP’leri tespit edip geri toplamak,
  • Abuse üreten kiranıcıları hızla izole etmek,
  • IP bloklarınızın RPKI ve whois kayıtlarını güncel tutmak

uzun vadede hem güvenlik hem de maliyet açısından önemli kazanç getirir.

Senaryolar: Küçük işletme, ajans ve SaaS projeleri için yol haritası

Genel prensipleri konuştuk, şimdi biraz daha somut örnekler üzerinden gidelim. IPv4 kıtlığı ve fiyat artışları, farklı profil ve ölçeklerde nasıl bir strateji gerektiriyor?

1. Küçük işletme web sitesi

Profil: Kurumsal tanıtım sitesi, az-orta trafik, standart e-posta kullanımı.

  • Paylaşımlı hosting veya küçük bir VPS üzerinde, shared IPv4 + SNI ile ilerlemek çoğu zaman yeterli.
  • Ayrı bir e-posta servisine çıkmadığınız sürece, ek IPv4 talep etmeye gerek yok.
  • Mümkünse IPv6 desteği olan bir altyapıda barın; bu, geleceğe hazırlık açısından avantaj sağlar.

Bu profildeki projeler için, IP yerine önceliği yedekleme, güvenlik ve temel performans ayarlarına vermek çok daha rasyonel bir yatırım olur.

2. Web ajansı veya freelancer portföyü (20+ site)

Profil: Bir ajans veya freelancer olarak onlarca WordPress, kurumsal site, landing page yönetiyorsunuz.

  • Tek veya birkaç güçlü VPS üzerinde, hepsini shared IPv4 + SNI ile barındırmak genellikle en mantıklı seçenektir.
  • Sadece gerçekten ayrı IP gerektiren projelere (yoğun e-posta trafiği, özel entegrasyonlar) ek IPv4 tahsis edin.
  • IPv6’yı erken benimseyin; ajans olarak müşterilerinize “geleceğe hazır altyapı” sunmak önemli bir rekabet avantajı olacaktır.

Ajans perspektifinden hosting yapılanmasını detaylandırdığımız içeriklerimizde, IP planlamasının da içinde olduğu daha geniş mimari örnekler bulabilirsiniz.

3. SaaS ve API tabanlı projeler

Profil: Multi-tenant SaaS uygulaması, yüksek API trafiği, yoğun e-posta bildirimi, belki müşteri başına özel alan adları.

  • Uygulama ve API tarafında dual-stack (IPv4 + IPv6) mimari kurmak, orta vadede IPv4 baskısını azaltır.
  • Transactional e-postalar için ayrı (ve sınırlı sayıda) IPv4 havuzu ayırın, IP ısınma ve itibar yönetimini süreç haline getirin.
  • Müşteri başına ayrı IP yerine, müşteri başına ayrı alan adı + SNI + çok kiracılı SSL otomasyonu gibi çözümleri tercih edin.

Bu tip projelerde “her kiracıya ayrı IP” modeli yerine, çok kiracılı domain ve TLS mimarileri ile çalışmak, hem maliyet hem de ölçeklenebilirlik açısından çok daha mantıklıdır.

DCHost tarafında IPv4 ve IPv6 için benimsediğimiz yaklaşım

DCHost olarak hem kendi ağımızı hem de müşterilerimizin altyapılarını planlarken hep şu dengeyi gözetiyoruz: güncel ihtiyaçları karşılayacak kadar IPv4, geleceği garanti altına alacak kadar IPv6. Bunun için sahada uyguladığımız başlıca pratikler şunlar:

  • Yeni nesil VPS ve dedicated platformlarımızı IPv6 hazır şekilde devreye almak,
  • IP havuzlarımızı web, e-posta ve yönetim IP’leri şeklinde segmentlere ayırmak,
  • Abuse ve kara liste süreçlerini sıkı izleyerek IP itibarını korumak,
  • Gereksiz ve atıl IPv4 tahsislerini düzenli olarak geri toplamak.

Ayrıca IPv4 kıtlığı, IPv6 yaygınlaşması ve RIR politikalarındaki değişimleri yakından izliyor; bunları da düzenli olarak teknik içeriklere dönüştürüyoruz. Örneğin, RIPE NCC ağ trendleri raporu değerlendirmemiz ve IPv6 benimseme oranlarının artışı yazısı, strateji tarafında size de net bir çerçeve sunacaktır.

Sonuç: IPv4 pahalı, ama çaresiz değilsiniz

IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları, kısa vadede geri çevrilebilecek bir süreç değil. Ancak bu, hosting ve sunucu maliyetlerinizin kontrolsüzce artmak zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Doğru mimari kararlarla, SNI ve isim tabanlı barındırma gibi yıllardır elimizde olan mekanizmaları akıllıca kullanarak, IPv4’ü gerçekten gerektiği yerler için saklayarak ve IPv6’yı planlı şekilde devreye alarak, hem bütçenizi hem de altyapınızın geleceğini koruyabilirsiniz.

DCHost olarak biz, her yeni projede önce “kaç IP istiyoruz?” değil, “kaç IP’ye gerçekten ihtiyacımız var ve IPv6’yı nereye kadar devreye sokabiliriz?” sorusunu soruyoruz. Siz de mevcut sitenizi, ajans portföyünüzü veya SaaS altyapınızı bu gözle yeniden değerlendirmek isterseniz, teknik ekibimizle detaylı bir mimari ve maliyet analizi yapabiliriz. IPv4 maliyet baskısını tek başınıza yönetmek zorunda değilsiniz; birlikte, hem bugünü hem de yarını dikkate alan, sürdürülebilir bir IP stratejisi kurgulamak mümkün.

Bir sonraki adım olarak, IPv6 altyapısına geçişi ve dual-stack tasarımı daha derinlemesine anlamak için IPv6 benimseme ve ağ etkileri ile VPS üzerinde IPv6 kurulumu rehberlerimizi okumanızı, ardından DCHost üzerinden mevcut veya planladığınız sunucu altyapınızı birlikte gözden geçirmemizi öneririz.

Sıkça Sorulan Sorular

Teknik olarak yeni IPv4 adresi "üretmek" mümkün değil; 32 bitlik adres havuzu dolmuş durumda ve IANA ile bölgesel RIR’ların serbest IPv4 stokları tükendi. Ancak bu, hiç yeni IP alamayacağınız anlamına gelmiyor. Bugün IPv4’e erişmenin iki ana yolu var: RIR’lardan gelen sınırlı, kuyruklu tahsisler ve daha çok kullanılan ikincil (transfer) pazarı. Yani IPv4 hâlâ el değiştiriyor, fakat eskisine göre çok daha pahalı ve süreçleri daha karmaşık. Pratikte sorun, “IP hiç yok”tan çok, “IP pahalı ve dikkatli planlama gerektiriyor” şeklinde karşımıza çıkıyor.

Çoğu küçük işletme web sitesi için hayır. Modern web sunucuları ve SNI desteği sayesinde, tek bir paylaşımlı IPv4 adresi üzerinde çok sayıda HTTPS siteyi güvenle yayınlamak mümkün. Genellikle ayrı IP ihtiyacı; özel e-posta altyapısı kurduğunuz, çok özel bir entegrasyon gerektiren veya regülasyon sebebiyle IP ayrıştırması yapmak zorunda olduğunuz durumlarda ortaya çıkar. Standart bir kurumsal site ve temel e-posta kullanımında, doğru yapılandırılmış paylaşımlı hosting veya VPS üzerinde shared IP ile ilerlemek hem teknik olarak sorunsuz hem de bütçe açısından çok daha verimlidir.

Kısa vadede tamamen kurtulmanız gerçekçi değil, çünkü internetin önemli bir kısmı hâlâ IPv4 üzerinde çalışıyor ve birçok kullanıcı, ağ cihazı ve servis yalnızca IPv4 destekliyor. Bu yüzden çoğu proje için en makul model dual-stack, yani hem IPv4 hem IPv6’yı birlikte kullanmak. Ancak IPv6’yı devreye aldığınızda, yeni servisleri ve bazı yoğun iş yüklerini öncelikle IPv6 üzerinden sunma şansınız olur; bu da orta ve uzun vadede IPv4’e olan bağımlılığı ve dolayısıyla IP ihtiyacını azaltır. Özetle: IPv6, IPv4 maliyet baskısını zamanla önemli ölçüde hafifletir ama kısa vadede IPv4’ü tamamen ortadan kaldırmaz.

Doğru yapılandırılmış bir altyapıda, onlarca hatta yüzlerce siteyi tek IPv4 üzerinde barındırmak yıllardır kullanılan, son derece yaygın ve teknik olarak kabul görmüş bir yöntemdir. Arama motorları, IP’den çok içerik, hız, mobil uyum, HTTPS ve backlink profilinizle ilgilenir; yani tek IP’de olmak başlı başına bir SEO dezavantajı değildir. Asıl risk, kötü niyetli veya spam üreten sitelerle aynı IP’yi paylaşmak ve IP’nin itibarının bozulmasıdır. Bu da daha çok e-posta teslim edilebilirliğini etkiler. Bu nedenle, ajans olarak önemli olan doğru izolasyon (ayrı hesaplar), güvenlik, düzenli denetim ve gerektiğinde sorunlu projeleri hızla IP’den ayırabilecek süreçler kurmaktır.