Alan Adı

IPv4 Adres Fiyatları Rekor Seviyelere Ulaştı: Ağ ve Bütçe Stratejisi

IPv4 adres fiyatları rekor seviyelere ulaştı: Tabloyu doğru okumak

Son birkaç yılda ağ ve hosting maliyetlerini planlarken en çok zorlandığımız kalemlerden biri açık ara IPv4 adres fiyatları oldu. Artık konu sadece “IP başına birkaç dolar” hesabı olmaktan çıktı; blok kiralamadan ek IP taleplerine, e‑posta altyapısından DDoS sonrası IP yenilemeye kadar her noktada karşımıza ciddi rakamlar çıkıyor. Birçok işletme, VPS veya dedicated sunucu bütçesi yaparken asıl baskının CPU ya da diskten değil, IP adreslerinden geldiğini fark etmeye başladı.

Bu yazıda pazarlama cümlelerinden uzak durup, IPv4 pazarının neden bu hale geldiğini, fiyatların neden rekor kırdığını ve en önemlisi, ağ mimarinizi nasıl yeniden tasarlayarak bu baskıyı azaltabileceğinizi konuşacağız. DCHost tarafında sahada gördüğümüz senaryoları, gerçekçi riskleri ve uygulanabilir çözümleri adım adım ele alacağız. Eğer “IP maliyetleri yüzünden her yeni proje için iki kez düşünmeye başladım” diyorsanız, bu rehber bütçenizi ve altyapınızı yeniden dizayn etmek için iyi bir başlangıç noktası olacak.

IPv4 adres fiyatları gerçekten rekor mu? Piyasanın geldiği nokta

IPv4 havuzunun bölgesel internet kayıt kuruluşları (RIR) nezdinde fiilen tükenmesiyle birlikte, adresler büyük ölçüde ikincil piyasada el değiştiren bir varlık haline geldi. Bu da doğal olarak klasik “tahsis” mantığından çıkarak, al‑sat yapılan sınırlı bir dijital gayrimenkule dönüştüğü anlamına geliyor. Son dönemde gördüğümüz tabloyu özetleyelim:

  • Birçok bölgede /24 (256 IP) blokların transfer fiyatı, birkaç sene öncesine göre katlanmış durumda.
  • Adresleri artık yıllık değil, çoğu zaman çok yıllı kontratlarla kiralayan, hatta portföy olarak tutan aktörler ortaya çıktı.
  • Spam, kötüye kullanım ve kara liste sorunları nedeniyle “temiz” IPv4 blokları, sıradan bloklara göre ek primle satılmaya başladı.
  • Bu maliyetler, doğrudan hosting ve bulut altyapı maliyetlerinin içine gömülerek son kullanıcı fiyatlarına yansıyor.

IPv4 fiyat dinamiklerini daha önce detaylı şekilde ele aldığımız IPv4 adres fiyatlarının yükselişini maliyet hesabı ve akıllı çözümler açısından incelediğimiz yazıda özellikle IP başına gerçek maliyeti nasıl hesaplayabileceğinizi anlatmıştık. Bu yazıda ise odağı daha çok ağ mimarisi ve tasarruf stratejilerine kaydıracağız.

IPv4 fiyat artışının hosting ve sunucu maliyetlerine yansıması

IPv4 fiyatlarının rekor seviyelere çıkması, son kullanıcı tarafında birkaç farklı kalemde hissediliyor. Özellikle VPS, dedicated sunucu ve colocation tarafında, IP artık ayrı düşünülmesi gereken stratejik bir kaynak. Etkileri kabaca şöyle özetlenebilir:

  • Temel sunucu fiyatına gömülü IP maliyeti: Çoğu planda en az bir IPv4 adresi fiyata dahildir. Bu “dahil” görünen IP aslında altyapı sağlayıcının IP havuzunu korumak zorunda olduğu için, paketlerin temel maliyetinin içinde önemli bir pay tutar.
  • Ek IPv4 adres ücretleri: Önceden sembolik rakamlarla verilen ek IP’ler artık bazı durumlarda sunucunun kendisiyle yarışan fiyatlara yaklaşabiliyor. Özellikle çok IP isteyen SaaS, oyun, VPN ve proxy projeleri için bu ciddi bir baskı.
  • E‑posta için ayrı IP ihtiyacı: Transactional veya pazarlama e‑postası gönderen projeler, IP itibarını koruyabilmek için genellikle ayrılmış (dedicated) IPv4 kullanmak ister. IP fiyatlarındaki artış, doğrudan e‑posta altyapısı maliyetlerine yansıyor.
  • Blacklisting sonrası IP değiştirme maliyeti: Bir IP spam listelerine girerse ve temizlenemez hale gelirse, yeni IP adresi bulmak geçmişe göre çok daha maliyetli. Bu da e‑posta altyapısı ve güvenlik süreçlerinin önemini katlıyor.
  • Çoklu IP gerektiren eski mimariler: Bazı eski uygulamalar, SSL öncesi dönemden kalma tasarımlar nedeniyle her alan adı için ayrı IP ister. IPv4 fiyatlarındaki artış, bu tür mimarileri sürdürülemez hale getiriyor.

DCHost tarafında yeni paket tasarlarken artık CPU/RAM/Disk kadar, hatta bazı durumlarda onlardan daha fazla IP tüketim modelini tartışıyoruz. Bu yüzden IPv4 kıtlığını sadece “piyasa haberi” olarak değil, doğrudan mimari tasarım parametresi olarak ele almak gerekiyor.

Teknik arka plan: IPv4 kıtlığının ekonomiyle buluşması

IPv4 adres fiyatlarının rekor kırmasının temelinde sadece “adres bitti” gerçeği yok; onu besleyen bir dizi teknik ve politik dinamik var. Daha önce IPv4 tükenmesi ve fiyat artışlarının teknik arka planını anlattığımız makalede bu dinamiklere detaylı değinmiştik. Burada kısaca özetleyelim:

RIR politika değişiklikleri ve transfer piyasası

RIPE NCC, ARIN gibi bölgesel kayıt kuruluşlarının IPv4 tahsisleri pratikte sona erdi ve “son blok” politikaları devreye girdi. Yeni IPv4 almak isteyenler artık çoğunlukla ikincil piyasaya, yani IPv4 bloklarını elinde tutan organizasyonlara yönelmek zorunda:

  • Bu piyasada fiyatlar tamamen arz‑talep dengesine göre belirleniyor.
  • Büyük bloklara (örneğin /16) sahip kuruluşlar, bloklarını bölerek daha küçük /24 bloklar halinde satıp toplam gelirlerini maksimize etmeye çalışıyor.
  • Adreslerin taşınması için RIR süreçleri, transfer ücretleri ve aracılık komisyonları gibi ek maliyetler de fiyata dahil oluyor.

Sonuçta IPv4, teknik bir kaynak olmanın ötesine geçip, gerçek anlamda finansal bir varlığa dönüşmüş durumda. Bu da volatiliteyi ve spekülasyon riskini beraberinde getiriyor.

Spam, kötüye kullanım ve IP itibarı baskısı

IPv4 bari fiyatlanırken gözden kaçan önemli faktörlerden biri de IP itibarının fiyata yansımaya başlaması. Spam veya kötüye kullanım geçmişi olan bloklar için:

  • Blacklist temizleme süreçleri hem zaman hem de iş gücü maliyeti doğuruyor.
  • Bazı e‑posta sağlayıcıları, IP geçmişi kötü olan bloklardan gelen e‑postaları agresif şekilde filtreliyor.
  • Dolayısıyla, “temiz” veya “saf” geçmişe sahip IPv4 blokları ekstra primle alınıp satılıyor.

DCHost tarafında IP yönetirken sadece adres sayısını değil, IP itibarını ve geçmişini de aktif olarak izliyoruz. Böylece hem fiyat baskısını hem de kara listeye girme risklerini azaltmaya çalışıyoruz.

Regülasyonlar, kayıt yükümlülükleri ve operasyonel maliyetler

IPv4 blokları tahsis edilirken, RIR tarafında WHOIS, RPKI, adres kullanım raporlaması gibi bir dizi teknik ve hukuki gereklilik devreye giriyor. Özellikle son yıllarda:

  • Adreslerin kimlik bilgilerinin güncel tutulması zorunlu hale geldi.
  • RPKI gibi güvenlik mekanizmaları, yetkisiz ilan (hijacking) riskini azaltmak için teşvik edilmeye başlandı.
  • IPv4 transferleri her zamankinden daha sıkı denetleniyor.

Bunların her biri, özellikle büyük bloklar yöneten altyapı sağlayıcılar için operasyonel maliyet anlamına geliyor ve bu maliyet de doğal olarak son kullanıcıya yansıyor.

IPv4 tüketimini azaltmak için ağ mimarisi odaklı çözümler

IPv4 fiyatlarını bizim ya da sizin tek başınıza düşürmeniz mümkün değil. Ancak ne kadar IPv4 tükettiğinizi ciddi oranda azaltabilirsiniz. Bunu da sunucu sayısını azaltarak değil, akıllı ağ mimarisi tasarımlarıyla başarmak gerekiyor.

1. Web sitelerini tek IP üzerinde konsolide etmek

Hâlâ her alan adı için ayrı IPv4 isteyen mimarilerle karşılaşıyoruz. Oysa modern TLS dünyasında SNI (Server Name Indication) sayesinde tek IPv4 üzerinde onlarca, hatta yüzlerce HTTPS sitesi barındırmak mümkün. Bu yaklaşım:

  • Özellikle ajanslar ve çoklu müşteri yönetenler için IP tüketimini dramatik biçimde azaltır.
  • SSL sertifikalarını doğru kurguladığınız sürece, SEO ve güvenlik açısından hiçbir dezavantaj oluşturmaz.
  • IP bazlı değil, alan adı bazlı güvenlik ve yapılandırma yapmanızı teşvik eder.

SNI temelli konsolidasyonu pratikte nasıl kurabileceğinizi tek IP üzerinde birden fazla HTTPS site barındırma rehberimizde adım adım anlattık. Yeni projelere başlarken bunun artık bir “opsiyon” değil, varsayılan mimari olduğunu kabul etmekte fayda var.

2. NAT, reverse proxy ve load balancer kullanımı

Birçok senaryoda her sunucuya ayrı IPv4 vermek yerine, ön yüzde tek veya az sayıda IP kullanan bir mimari kurmak mümkündür. Örneğin:

  • Ön tarafta 1–2 adet reverse proxy (Nginx, HAProxy vb.) veya load balancer IP’si kullanıp, arka uçtaki web uygulama sunucularını özel ağda IPv4/IPv6 ile konuşturabilirsiniz.
  • VPN, RDP veya yönetim arayüzlerini doğrudan internete açmak yerine, VPN üzerinden özel IP ile erişim sağlayabilirsiniz.
  • Yüksek erişilebilirlik için birden fazla front‑end IP yerine, tek IP üzerinde floating IP / VIP gibi mekanizmalar kullanabilirsiniz.

Böylece hem güvenliği artırır hem de IPv4 tüketiminizi ciddi oranda düşürürsünüz.

3. E‑posta altyapısını akıllı tasarlamak

IPv4 fiyatları yükseldikçe, “her projeye bir IP” yaklaşımı e‑posta tarafında da sürdürülemez hale geliyor. Daha dengeli bir strateji için:

  • Benzer hacim ve profilteki siteleri, paylaşımlı fakat iyi izlenen birkaç IP üzerinde gruplayabilirsiniz.
  • Yüksek hacimli transactional e‑posta gönderen siteler için ayrı IP havuzları tanımlayıp, ısınma (warming) süreçlerini standart hale getirebilirsiniz.
  • IP itibarını korumak için SPF, DKIM, DMARC ve PTR (rDNS) kayıtlarını eksiksiz kurmalı, gönderim hacimlerini dikkatle yönetmelisiniz.

IP itibarının e‑posta teslimine etkisini ve DNS tarafında neler yapmanız gerektiğini detaylı görmek isterseniz, SPF, DKIM, DMARC ve rDNS ile e‑posta teslim edilebilirliğini artırma rehberimize göz atabilirsiniz.

4. IPv6’yı ciddi ciddi projeye almak

Çok sık duyduğumuz cümleler: “Müşterilerimizin çoğu IPv6 kullanmıyor” veya “Bizim sitede IPv6 olsa da olur olmasa da”. IPv6’nın yaygınlaşması elbette bir gecede olmayacak; ancak IPv6’yı ne kadar erken devreye alırsanız, IPv4’e olan bağımlılığınızı o kadar hızlı azaltırsınız. Örneğin:

  • Kritik servislerinizi hem IPv4 hem IPv6 (dual‑stack) olarak yayına alarak, IPv6’lı kullanıcı trafiğini IPv4 havuzundan çekebilirsiniz.
  • İç ağlarınızda (backend, replikasyon, servis‑servis trafiği) tamamen IPv6 kullanıp, IPv4’ü sadece internet çıkışı için saklayabilirsiniz.
  • Yeni geliştirdiğiniz servislerde en baştan IPv6 desteğini bir gereksinim kabul edebilirsiniz.

IPv6 geçişinin teknik detaylarını ve hangi hızla ilerlemeniz gerektiğini, IPv6 benimseme oranlarındaki artışa odaklanan rehberimizde kapsamlı şekilde anlattık. IPv4 fiyatları bu kadar yükselmişken, IPv6’yı artık “gelecek” değil, bugünün somut tasarruf aracına dönüştürmek gerekiyor.

IPv6 ile baskıyı azaltmak: Gerçekçi geçiş senaryoları

Şu anda tamamen IPv4’süz (saf IPv6‑only) bir internet işletmek çoğu senaryo için gerçekçi değil. Ama doğru planla IPv4 havuzunuzu %30–60 oranında küçültebilirsiniz. Gelin, farklı profil için örnek senaryolara bakalım.

Küçük işletme web sitesi ve e‑posta senaryosu

Klasik küçük işletme profili: 1–3 adet kurumsal web sitesi, birkaç e‑posta adresi ve belki bir CRM. Bu profil için uygulanabilir adımlar:

  • Tüm web sitelerini SNI destekli tek IPv4 üzerinde konsolide etmek.
  • HTTPS ve HTTP/2/3 desteğini bozmadan, tek IP üzerinde çoklu alan adı barındırmak.
  • Web ve e‑postayı aynı IP’de değil, IT itibarı yüksek bir e‑posta IP havuzunda tutmak.
  • Web ve API uçlarını dual‑stack (IPv4 + IPv6) olarak yayına alarak IPv6 trafiğini IPv4 havuzundan çekmek.

Böylece, her müşteri için ayrı IPv4 yerine, onlarca küçük işletmeyi birkaç IPv4 üzerinde taşıyarak toplam IP ihtiyacını ciddi biçimde azaltabilirsiniz.

SaaS ve API sağlayıcısı senaryosu

SaaS ve API odaklı projelerde genellikle durum şöyle: çok sayıda müşteri, ortak bir API endpoint’i ve çoğu zaman müşteri alt alan adları. Bu senaryoda IPv4 tasarrufu için:

  • Tüm API ve dashboard alan adlarını ortak bir reverse proxy / load balancer katmanında toplamak.
  • Arka uç servisler ile veritabanları arasındaki trafiği tamamen özel ağda ve mümkünse IPv6 üzerinden yürütmek.
  • Müşteri alan adları için CNAME ile tek IP’ye yönlenen bir multi‑tenant mimari kurmak.
  • E‑posta bildirimleri ve transactional mail için ayrı bir IP havuzu planlayıp, ısınma süreçlerini otomatikleştirmek.

Multi‑tenant senaryolarda alan adı ve SSL tarafının nasıl yönetileceğini SaaS uygulamalarında müşteri alan adı yönetimi rehberimizde detaylandırdık. IPv4 fiyatlarının geldiği noktada, bu tür çok kiracılı (multi‑tenant) mimariler artık opsiyonel değil, neredeyse zorunlu hale geliyor.

Ajans ve çoklu müşteri hosting senaryosu

Ajanslar, en yüksek IPv4 verimliliği elde edilebilecek profillerden biri. Çünkü:

  • Onlarca hatta yüzlerce web sitesini tek bir veya birkaç güçlü VPS/dedicated üzerinde gruplayabilirler.
  • Doğru planlama ile her müşteri için ayrı IP yerine, marka/segment bazlı IP gruplaması yapabilirler.
  • IPv6 desteğini ajans altyapısı genelinde standart hale getirerek, IPv4 baskısını azaltabilirler.

Ajans odaklı bir altyapı planlarken, IP tüketimi, yedekleme, panel erişimi ve güvenliği birlikte düşünmek önemli. Bu konuda daha kapsamlı bir mimari çizmek isterseniz, ajanslar için ölçeklenebilir barındırma stratejisi rehberimize de göz atabilirsiniz.

IPv4 fiyatları bu kadar yükselmişken: Stratejik karar noktaları

IPv4 adres fiyatlarının rekor kırdığı bir dönemde, ağ ve hosting stratejinizi belirlerken şu sorulara net cevap verebilmeniz gerekiyor:

  • Gerçekten kaç adet IPv4 adresine ihtiyacım var? (İstek ve ihtiyaç rakamlarını ayırmak önemli.)
  • Bu IP’lerin kaçı kullanıcıya dönük, kaçı dahili trafiğe hizmet ediyor?
  • Hangi servislerimi kısa vadede dual‑stack, uzun vadede IPv6‑first yapabilirim?
  • IP itibarımı korumak için hangi izleme ve güvenlik mekanizmalarını kurdum?
  • Yeni aldığım her IP bloğu, mimarimi ne kadar süre idare eder? (3 yıl mı, 5 yıl mı?)

Bu sorulara verdiğiniz cevaplar, aslında IP maliyetinizin önümüzdeki birkaç yıl içinde nereye gideceğini de büyük ölçüde belirliyor. Konuya sadece bugünkü IP fiyatıyla bakmak yerine, orta vadeli bir adres stratejisi oluşturmak şart. Bu bakış açısını güçlendirmek için IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları için uygulanabilir stratejileri topladığımız yazıya da mutlaka göz atmanızı öneririz.

IPv6‑only mi, dual‑stack mi? Geçiş yol haritasını netleştirmek

IPv4 fiyatları yükseldikçe, “Tamamen IPv6‑only bir altyapıya geçsek bu dert biter mi?” sorusu sıkça gündeme geliyor. Gerçekte tablo şöyle:

  • Bugün hâlâ birçok son kullanıcı ve kurumsal ağ, yalnızca IPv4 ile internete çıkıyor.
  • Bir kısım kurumsal güvenlik duvarı ve eski cihaz, IPv6’yı tam desteklemiyor.
  • Çeşitli üçüncü parti entegrasyonlar, yalnızca IPv4 endpoint’leri kabul edebiliyor.

Bu nedenle orta vadede en gerçekçi senaryo, dual‑stack (IPv4 + IPv6) mimariler kurmak. Böylece:

  • İnternete IPv4’le çıkan kullanıcıları kaybetmezsiniz.
  • IPv6 destekleyen trafiği IPv4 havuzundan çekerek baskıyı azaltırsınız.
  • İç servislerinizde IPv6‑first yaklaşımıyla uzun vadeli bir dönüşüm başlatabilirsiniz.

IPv6‑only ve dual‑stack mimarilerin artı‑eksi yönlerini, SEO ve e‑posta teslimi üzerindeki etkilerini IPv6‑only ve dual‑stack hosting karşılaştırmamızda ayrıntılı olarak değerlendirdik. IPv4 adres fiyatları bu kadar yükselmişken, bu karar noktalarını masaya yatırmanın tam zamanı.

DCHost olarak IPv4 fiyat baskısını nasıl yönetiyoruz?

DCHost tarafında hem kendi ağımızı hem de müşterilerimizin altyapılarını planlarken IPv4 adreslerini stratejik bir kaynak olarak ele alıyoruz. Pratikte yaptıklarımızı özetleyelim:

  • IP konsolidasyonu: Yeni projelerde varsayılan olarak SNI, reverse proxy ve çoklu site barındırma yaklaşımlarını tercih ediyor, her alan adı için ayrı IPv4 vermekten kaçınıyoruz.
  • Dual‑stack altyapı: Veri merkezlerimizde IPv6’yı aktif olarak kullanıyor, yeni sunucu ve hizmetleri mümkün oldukça dual‑stack olarak devreye alıyoruz.
  • IP itibar yönetimi: E‑posta ve web trafiği için IP kara liste, RBL ve reputation izleme süreçlerini standartlaştırıyoruz. Böylece “IP yandı, yenisini alalım” noktasına mümkün olduğunca düşmemeye çalışıyoruz.
  • Şeffaf kapasite planlama: Müşterilerimizle proje planlama toplantılarında, CPU/RAM kadar IP kullanımını da konuşuyor, büyüme senaryolarını birlikte hesaplıyoruz.
  • Esnek yükseltme imkanı: İhtiyaç arttıkça hem IPv4 hem IPv6 tarafında ölçeklenebilen VPS, dedicated ve colocation çözümleri sunuyoruz.

IPv4 adres fiyatlarının rekor seviyelere çıkması, bizi de daha yaratıcı ve disiplinli mimariler kurmaya zorladı. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan en büyük kazanım ise; daha sürdürülebilir, daha güvenli ve büyümeye daha hazır ağlar oldu.

Sonuç: IPv4 pahalı, ama çaresiz değilsiniz

Özetleyelim: IPv4 adres fiyatları rekor seviyelere ulaştı, evet. Ancak bu, büyümekten vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Doğru mimari kararlarla, aynı projeyi çok daha az IPv4 ile çalıştırmak mümkün. Bunun için:

  • SNI ve reverse proxy gibi mekanizmalarla web sitelerini tek IP üzerinde konsolide edin.
  • E‑posta altyapısında IP itibarını koruyacak güvenlik ve izleme katmanlarını standart hale getirin.
  • IPv6’yı artık “gelecek projesi” değil, bugünün tasarruf aracına dönüştürün.
  • IP planlamasını, CPU/RAM/disk kadar ciddiye aldığınız bir mimari parametre haline getirin.

DCHost olarak tam da bu noktada devreye giriyoruz. Projeleriniz için VPS, dedicated sunucu veya colocation planlarken, yalnızca donanım ve performans tarafına değil, IP tüketimi, IPv6 geçişi ve uzun vadeli maliyet senaryolarına da birlikte bakıyoruz. Eğer siz de IPv4 fiyat baskısını azaltacak, geleceğe dönük bir ağ mimarisi kurmak istiyorsanız, altyapınızı birlikte masaya yatıralım ve hem bütçenize hem de büyüme hedeflerinize uygun bir yol haritası çıkaralım.

Sıkça Sorulan Sorular

IPv4 adres fiyatlarının artmasının temel nedeni, bölgesel internet kayıt kuruluşlarında (RIPE, ARIN vb.) kullanılabilir IPv4 havuzlarının fiilen tükenmiş olması. Yeni adres isteyenler artık çoğunlukla ikincil piyasadan, yani elinde blok tutan kurumlardan adres kiralamak veya satın almak zorunda kalıyor. Bu piyasada fiyatlar arz‑talep dengesine göre belirleniyor ve son yıllarda talep azalmadığı için doğal olarak sürekli yukarı yönlü bir trend var. Buna IP transfer ücretleri, aracı komisyonları, IP itibar yönetimi ve kara liste riskinin yarattığı ek maliyetler de eklenince, sonuçta IP başına düşen fiyatlar rekor seviyelere çıkmış durumda.

Her hosting paketi veya VPS, en az bir adet IPv4 adresi içeriyor ve bu IP’nin altyapı sağlayıcı için ciddi bir maliyeti var. Bu maliyet doğrudan sunucu fiyatının içine gömülüyor. Ayrıca ek IPv4 adres talep ettiğinizde, artık geçmişe göre çok daha yüksek birim fiyatlarla karşılaşıyorsunuz. Özellikle her alan adı ya da her proje için ayrı IP isteyen mimarilerde toplam IP sayısı arttıkça, hem başlangıç maliyeti hem de uzun vadeli kira/yenileme maliyetleri yükseliyor. DCHost olarak paket tasarlarken CPU/RAM kadar IP tüketimine de dikkat ediyor, müşterileri SNI, reverse proxy ve IPv6 gibi yöntemlerle daha az IPv4 kullanmaya teşvik ediyoruz.

Bugün tamamen IPv6‑only bir altyapıya geçmek çoğu proje için henüz gerçekçi değil. Çünkü birçok son kullanıcı, kurumsal ağ ve bazı eski sistemler hâlâ yalnızca IPv4 üzerinden internete çıkıyor. Ayrıca üçüncü parti entegrasyonların, ödeme altyapılarının veya e‑posta servislerinin bir kısmı sadece IPv4 endpoint’leri destekleyebiliyor. Bu nedenle orta vadede en sağlıklı yaklaşım, dual‑stack (hem IPv4 hem IPv6) bir mimari kurmak. Böylece IPv6 destekleyen trafiği IPv4 havuzundan çekerek baskıyı azaltırken, yalnızca IPv4 ile gelen kullanıcıları da kaybetmemiş olursunuz. DCHost tarafında yeni projelerde bu dual‑stack yaklaşımını standart haline getirmeye çalışıyoruz.

Küçük işletmelerin IPv4 maliyetini azaltmak için atabileceği birkaç pratik adım var. Öncelikle tüm web sitelerini SNI destekli tek IPv4 üzerinde konsolide ederek, gereksiz IP tüketimini önleyebilirler. E‑posta tarafında, iyi yönetilen paylaşımlı bir IP havuzu kullanmak, her alan adı için ayrı IP talep etmeye göre çok daha maliyet etkindir. Yeni projelerde ve güncellemelerde IPv6 desteğini standart hale getirerek, zamanla IPv4 bağımlılığını düşürmek de önemli bir adım. Son olarak, hosting veya VPS seçerken IP planlamasını baştan konuşmak, ileride "ek IP" için sürpriz maliyetlerle karşılaşmanızı engeller. DCHost ekibiyle bu ihtiyaçları baştan planlamak bu yüzden kritik.