Teknoloji

Colocation mu Dedicated Sunucu mu Bulut mu? Orta ve Büyük Projeler İçin Altyapı Karşılaştırması

İçindekiler

Orta ve büyük ölçekli projelerde altyapı seçimi neden bu kadar kritik?

Orta ve büyük ölçekli bir projeyi planlarken toplantı odasında en çok tartışılan başlıklardan biri genellikle altyapı olur: Colocation mı, kiralık dedicated sunucu mu, yoksa bulut mu? İş sadece teknik tercihten ibaret değildir; bütçe, ekip yetkinliği, büyüme hedefleri, mevzuat, hatta şirketin risk iştahı bu kararı doğrudan etkiler. Yanlış bir seçim, iki yıl sonra kapasite tavanına çarptığınız, maliyetlerin kontrolden çıktığı veya yönetilemeyen karmaşık bir mimariyle uğraştığınız anlamına gelebilir.

Biz DCHost olarak günlük pratikte hem colocation hem dedicated sunucu hem de bulut (VPS ve benzeri sanal altyapılar) tarafında çok farklı ölçeklerde projeler görüyoruz. Kimi müşteri kendi donanımını veri merkezimize taşıyarak colocation ile donanım maliyetini optimize etmek istiyor, kimi ise donanım tarafını hiç düşünmeden yönetilebilir dedicated veya bulut altyapıyla ilerlemeyi tercih ediyor. Bu yazıda, özellikle orta ve büyük ölçekli projeler için üç modeli de teknik ve mali açıdan yan yana koyup artılarını, eksilerini ve hangi senaryoda hangisinin daha mantıklı olduğunu netleştireceğiz.

Amacımız, ‘moda olan’ teknolojiyi değil, işinize en çok hizmet eden mimariyi seçebilmeniz için somut kıyaslamalar ve gerçekçi senaryolar sunmak. Yazının sonunda kendi projenize uyarlayabileceğiniz pratik bir karar çerçevesi ve DCHost tarafında nasıl bir yol izleyebileceğinize dair net öneriler bulacaksınız.

Temeller: Colocation, dedicated sunucu ve bulut tam olarak ne anlama geliyor?

Colocation nedir, kimin işine yarar?

Colocation, kendi fiziksel sunucunuzu veya rafınızı bir veri merkezinde barındırma modelidir. Donanım size aittir, DCHost gibi bir sağlayıcı ise size güvenli rack alanı, elektrik, soğutma, internet erişimi ve fiziksel güvenlik sunar. Yani altyapı katmanında ‘bina ve enerji’ tarafını outsource eder, donanım tasarımı ve mülkiyetini elinizde tutarsınız.

Colocation genellikle şu profiller için anlamlıdır:

  • Uzun vadede aynı veya benzer kapasiteyi kullanacağı net olan projeler
  • Özel donanım ihtiyaçları olan (yüksek sayıda disk, özel ağ kartları, GPU, HBA vb.) altyapılar
  • Regülasyon veya kurumsal politika gereği donanımın mülkiyetini elinde tutmak isteyen şirketler
  • Büyük ölçekli ve yıllık toplam maliyetini titizlikle optimize etmek isteyen ekipler

Colocation’ın detaylı faydalarını ayrı bir yazıda ele aldık; daha derine inmek isterseniz colocation hizmeti ile kendi sunucunuzu barındırmanın avantajları yazımıza da göz atabilirsiniz.

Kiralık dedicated sunucu nedir?

Kiralık dedicated sunucu modelinde donanım DCHost’a aittir, sunucuyu belirli bir aylık ücret karşılığında size tahsis ederiz. Fiziksel sunucu yalnızca size ayrılmıştır; CPU, RAM ve disk kaynaklarını kimseyle paylaşmazsınız. Donanım arızalarında sorumluluk servis sağlayıcıdadır; bozulduğunda donanımı biz değiştiririz, siz uygulamanıza odaklanırsınız.

Dedicated sunucu özellikle şu durumlarda öne çıkar:

  • Yükünüz tutarlı ve öngörülebilir; 7/24 belli bir kapasiteye ihtiyacınız var
  • Paylaşımlı hosting veya küçük VPS’lerin ötesinde, izole ve güçlü bir makine arıyorsunuz
  • Donanım satın alarak sermaye bağlamak istemiyorsunuz ama colocation seviyesinde performans istiyorsunuz

Dedicated ile VPS arasındaki farklar için, daha önce yazdığımız dedicated sunucu mu VPS mi kararını netleştirmek başlıklı rehber de karar sürecinizde işe yarayacaktır.

Bulut (VPS ve esnek sanal altyapılar) ne sunar?

Bulut derken burada genel olarak VPS ve ölçeklenebilir sanal sunucu altyapılarından bahsediyoruz. Fiziksel sunucular üzerinde çalışan sanal makineler, genellikle dakikalık veya saatlik faturalama, hızlı açma-kapama, otomasyon ve API ile yönetim gibi avantajlar sunar. Modern bulut ekosisteminde ek olarak nesne depolama, yönetilen veritabanları, load balancer’lar gibi birçok servis de bulunur.

Bulut altyapılar şu durumlarda öne çıkar:

  • Kapasite dalgalıysa; kampanya dönemlerinde çok yükselip sonrasında normale dönüyorsa
  • DevOps ve otomasyon süreçleriniz güçlü ise, altyapıyı kod olarak yönetmek istiyorsanız
  • Pilot projeler, POC’ler, ürün-pazar uyumu testleri gibi belirsiz iş yüklerinde sermaye bağlamak istemiyorsanız

Bulut ve VPS tarafındaki trendleri ve entegrasyonları daha geniş bir çerçevede görmek isterseniz VPS ve bulut barındırmada en yeni trendler yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Karar verirken bakmanız gereken 7 ana kriter

Tek bir doğru yok; ama doğru soruları sorarsanız sizin için en mantıklı seçeneğe çok daha hızlı yaklaşırsınız. DCHost tarafında projeleri değerlendirirken genellikle şu 7 başlığı masaya yatırıyoruz:

1. Maliyet yapısı: CAPEX vs OPEX

Colocation, donanımı satın aldığınız için yüksek başlangıç maliyeti (CAPEX) ve görece düşük aylık barındırma maliyetleri anlamına gelir. Dedicated ve bulut ise aylık operasyonel gider (OPEX) odaklıdır; başlangıç maliyeti yoktur, aylık kira ödersiniz.

  • Colocation: İlk gün büyük alım, sonrasında nispeten düşük aylık ücretler.
  • Dedicated: Orta seviyede aylık maliyet, donanım riski sağlayıcıda.
  • Bulut: Kullanıma göre artıp azalan maliyet, yoğun otomasyonla çok esnek ama kontrol etmezseniz sürpriz faturalar mümkün.

3-5 yıllık perspektifle baktığınızda, sabit ve yüksek kapasite gerektiren iş yüklerinde colocation maliyet avantajına geçerken, belirsiz veya dalgalı yüklerde bulut daha esnek ve genellikle daha mantıklı hale gelir. Dedicated ise iki uç arasında dengeli bir seçenek sunar.

2. Ölçeklenebilirlik ve esneklik

Bulut altyapılar, dakikalar içinde yatayda yeni sunucular ekleyebilmeniz, otomatik ölçeklendirme kuralları yazabilmeniz ve trafiğe göre kapasiteyi açıp kapatabilmeniz açısından açık ara en esnek modeldir. Dedicated ve colocation tarafında ise kapasite artışı fiziksel planlama gerektirir; yeni sunucu siparişi, kurulum, kablolama gibi adımlar devreye girer.

  • Bulut: En hızlı ve ince taneli ölçeklenebilirlik.
  • Dedicated: Yeni sunucu eklemek kolay ama dakikalar değil, günler mertebesinde.
  • Colocation: Satın alma ve lojistik süreçleri nedeniyle ölçeklenme hızı en yavaş olandır.

Eğer mimariniz mikroservis tabanlı, konteynerleşmiş ve dinamik ölçeklenen bir yapıysa, Kubernetes mi klasik VPS mimarisi mi yazısında anlattığımız bulut‑odaklı desenler sizin için daha kritik olabilir.

3. Performans ve tahmin edilebilirlik

Colocation ve dedicated sunucularda donanım tamamen size ayrıldığı için I/O, CPU ve ağ performansı çok öngörülebilirdir. Özellikle yüksek disk IOPS’i, düşük latency’li ağ bağlantıları ve CPU’ya aç uygulamalar için fiziksel makineler hâlâ en stabil çözüm konumundadır.

Bulut tarafında ise altyapı çok katmanlıdır; aynı fiziksel host’ta başka sanal makinelerle paylaşımlar, yazılımsal ağ katmanları ve depolama altyapısı nedeniyle jitter ve latency dalgalanmaları daha sık görülebilir. Öte yandan bulut tarafında daha hızlı NVMe diskler, yüksek bant genişlikleri ve akıllı cache katmanları da sunulabildiği için doğru konfigürasyonla çok yüksek performans almak da mümkündür.

4. Operasyonel yük ve ekip yetkinliği

Colocation’da sorumluluk spektrumu en geniştir: Donanım tasarımından firmware güncellemelerine, disk değişiminden yedek PSU’ya kadar birçok detayı sizin ekibinizin planlaması gerekir. DCHost bu noktada size veri merkezi altyapısını ve fiziksel operasyonu sağlarken, sunucu içi yapılandırma, RAID tasarımı, sanallaştırma katmanı gibi işleri genellikle sizin ekibiniz üstlenir.

Dedicated ve bulut tarafında ise arıza yönetimi, donanım değişimi, temel izleme ve çoğu zaman network tasarımı sağlayıcı tarafından yönetilir. Siz daha çok işletim sistemi, güvenlik sertleştirmesi ve uygulama katmanına odaklanırsınız. Yönetilen hizmetler (managed) tercih edildiğinde, sunucu yönetimiyle ilgili birçok işi de DCHost ekibine devredebilirsiniz.

5. Güvenlik, uyumluluk ve veri yerleşimi

Colocation ve dedicated modelinde, fiziksel sunucunun nerede olduğunu, hangi raflarda durduğunu, hangi güvenlik politikalarına tabi olduğunu çok net bilirsiniz. Bu, özellikle KVKK, GDPR veya sektör spesifik regülasyonlar söz konusu olduğunda ciddi bir avantajdır.

Bulut altyapılarda da veri merkezi lokasyonu ve sertifikasyonlar önemlidir; ancak altyapının çok kiracılı doğası ve soyutlama katmanları nedeniyle bazı kurumlar kendi risk analizlerinde colocation veya dedicated modellerini tercih edebiliyor. Bu noktada veri yerelleştirme, log saklama süreleri ve felaket kurtarma yükümlülüklerinizi KVKK ve GDPR uyumlu hosting stratejisi bağlamında ayrıca ele almanızda fayda var.

6. Ağ mimarisi ve dış bağımlılıklar

Büyük ölçekli projelerde iş sadece tek bir sunucu değil, tüm ağ topolojisiyle anlam kazanır: Birden fazla veri merkezi, VPN bağlantıları, MPLS hatlar, CDN ve WAF entegrasyonları, özel peering’ler gibi konular devreye girer. Colocation ve dedicated modellerinde kendi ağ ekipmanlarınızı (router, switch, firewall) getirerek çok esnek ve kurumsal bir topoloji kurabilirsiniz.

Bulutta ise genellikle sağlayıcının sunduğu sanal ağ ve güvenlik duvarı bileşenleriyle çalışırsınız. Bu, çoğu senaryo için fazlasıyla yeterlidir; ancak çok özel network gereksinimleriniz varsa colocation veya dedicated altyapıda kendi ağ cihazlarınızı konumlandırmak daha doğru olabilir.

7. Tedarikçi bağımlılığı ve çıkış stratejisi

Colocation modelinde donanım size ait olduğu için sağlayıcı değiştirmek, teoride ‘sunucuyu alıp başka veri merkezine taşımak’ kadar nettir. Elbette pratikte planlama gerekir ama IP adresleri, diskler ve donanım tamamen sizin kontrolünüzdedir. Dedicated ve bulut tarafında ise IP adresleri ve altyapı sağlayıcıya ait olduğundan çıkış stratejisini daha dikkatli planlamak gerekir.

DCHost tarafında mimari tasarım yaparken her zaman ‘yarın taşınmak gerekirse ne kadar acı çekeriz?’ sorusunu da masaya koymayı öneriyoruz. DNS, veri tabanı replikasyonu ve çok bölgeli mimarilerle bu riski önemli ölçüde azaltmak mümkün; bu konuda çok bölgeli mimariler nasıl kurulur rehberimize göz atabilirsiniz.

Maliyet karşılaştırması: 3–5 yıllık perspektiften bakmak

Altyapı kararlarında en çok yapılan hata, sadece ilk aylık faturaya bakıp karar vermek. Oysa orta ve büyük ölçekli projelerde 3–5 yıllık toplam sahip olma maliyetini (TCO) hesaplamadan verilen kararlar, birkaç yıl sonra acı sürprizlere yol açabiliyor.

Örnek senaryo: Orta ölçekli e-ticaret altyapısı

Diyelim ki günlük 50–150 bin arası ziyaretçi alan, kampanya dönemlerinde trafiği iki katına çıkan bir e-ticaret siteniz var. İhtiyaçlarınız kabaca şöyle:

  • Uygulama için 2 adet güçlü web sunucusu
  • 1 adet veritabanı sunucusu (yüksek IOPS ve RAM)
  • Önbellek (Redis/Memcached) ve kuyruk işçileri için ek kaynaklar
  • Yedekleme ve test ortamları

Bu senaryoda üç modelin mali profilini kabaca şöyle düşünebilirsiniz (rakam vermeden, sadece eğilimleri anlatıyoruz):

  • Bulut: İlk günden neredeyse sıfır başlangıç maliyeti. Ancak sürekli açık duran ve ciddi kaynak tüketen makineler için aylık faturalar zamanla artar. Otomatik ölçeklendirme ve kampanya dönemlerinde ek sunucu açma-kapama ile maliyeti optimize edebilirsiniz.
  • Dedicated: Orta seviyede aylık maliyet, genellikle buluttan daha tahmin edilebilir. Donanım tamamen size ayrıldığı için yüksek performanslı konfigürasyonlarda fiyat/performans dengesi oldukça iyidir.
  • Colocation: Başlangıçta donanımı alırken ciddi bir yatırım yaparsınız. Ancak 3–5 yıllık sürede toplam maliyet çoğu zaman dedicated ve buluta göre daha aşağı iner. Özellikle çok sayıda disk, yüksek RAM ve CPU içeren konfigürasyonlarda fark açılır.

Burada kritik soru şudur: İş yükünüzü gerçekten 3–5 yıl boyunca net görebiliyor musunuz? Eğer işiniz hızlı büyüyen, pivot etme ihtimali yüksek bir SaaS ise, colocation ile donanıma kilitlenmektense bulut veya dedicated ile daha esnek kalmak daha mantıklı olabilir. Buna karşılık, oturmuş bir e-ticaret operasyonunda, trafik ve kapasite ihtiyaçlarınız görece stabil ise colocation veya güçlü dedicated sunucular uzun vadede maliyeti ciddi şekilde aşağı çeker.

Performans ve mimari açıdan 3 modelin güçlü ve zayıf yanları

Colocation: Tam kontrol, yüksek verimlilik

Colocation’ın en büyük gücü, donanım tasarımını tamamen size bırakmasıdır. Örneğin:

  • 24 veya 36 diskli, yüksek kapasiteli storage sunucuları kurabilir,
  • Özel HBA kartları, 25/40/100 Gbit ağ kartları kullanabilir,
  • GPU yoğun iş yükleri için spesifik ekran kartları ve soğutma çözümleri tercih edebilirsiniz.

Bunun karşılığında donanım seçimi, test, yedek parça stoğu ve bakım süreçlerini yönetmek durumundasınız. Eğer içeride deneyimli bir sistem ve ağ ekibiniz varsa, bu kontrol seviyesi büyük avantajdır; yoksa operasyonel yük sizi yorabilir.

Dedicated sunucu: Güçlü tekil makineler ve basitlik

Dedicated modelinde genellikle güçlü ama sayıca sınırlı sunucularla çalışırsınız. Örneğin:

  • 1 güçlü veritabanı sunucusu + 2 uygulama sunucusu + 1 yedek/raporlama sunucusu
  • Veya 2 node’lu bir veritabanı cluster’ı + birkaç uygulama sunucusu

Bu model, hem performans hem de yönetilebilirlik açısından çoğu orta ölçekli proje için tatlı bir nokta sunar. Tek dezavantajı, çok yüksek ölçeklere çıkmak istediğinizde her şeyin ‘güçlü tek makineler’ etrafında dönmesi ve yatay ölçeklemenin sınırlı kalmasıdır. Bu noktada yüksek erişilebilirlik mi güçlü tek sunucu mu tartışması tam da bu ikilem etrafında şekilleniyor.

Bulut: Dinamik ölçek ve modern mimariler

Bulutta en büyük kozunuz, otomasyon ve hızdır. Yeni bir ortama ihtiyaç duyduğunuzda dakikalar içinde ayağa kaldırabilir, CI/CD pipeline’larınıza entegre ederek test, staging ve canlının birebir kopyalarını oluşturabilirsiniz. Mikroservis, container ve orkestrasyon (Kubernetes vb.) gibi desenler de bulut altyapıyla birlikte doğal olarak parlıyor.

Öte yandan, yüksek I/O isteyen tekil veritabanı sunucuları veya çok yoğun disk erişimi gerektiren storage iş yüklerinde, bulutun sağladığı sanal disk katmanları maliyet ve performans açısından her zaman en ideal çözüm olmayabilir. Bu tür kritik bileşenleri dedicated veya colocation üzerinde, daha az kritik veya yatay ölçeklenebilir bileşenleri ise bulut üzerinde konumlandırmak çoğu zaman daha dengeli bir hibrit mimari oluşturur.

Senaryolar üzerinden gidelim: Hangi projede hangi model daha mantıklı?

Senaryo 1: Orta ölçekli e-ticaret sitesi

Özellikler:

  • Günlük 50–150 bin ziyaretçi
  • Yoğun kampanya dönemleri (Black Friday vb.)
  • WooCommerce veya benzeri bir altyapı, MySQL/MariaDB veritabanı
  • Loglama, raporlama ve yedekleme gereksinimi

Mantıklı seçenekler:

  • Kısa/orta vadede: Güçlü dedicated sunucular üzerinde çok katmanlı mimari (ayrı veritabanı, ayrı uygulama, önbellek katmanı). Veritabanı tuning ve disk planlaması için MySQL indeksleme ve sorgu optimizasyonu rehberi ile WooCommerce kapasite planlama rehberi işinize yarar.
  • Uzun vadede: Trafik ve ciro netleştikçe, veritabanı ve storage tarafını colocation’a, ön uç ve cache katmanını ise dedicated veya buluta taşıyan hibrit bir mimari.

Bulut tek başına da iş görür; ancak 7/24 yüksek trafik alan, diskte büyük katalog barındıran bir sitede, salt bulut maliyeti belirli bir eşiği aştıktan sonra dedicated veya colocation ile kıyaslandığında daha pahalı hale gelebilir.

Senaryo 2: SaaS ürünü (çok kiracılı, hızlı büyüyen)

Özellikler:

  • Yeni bir SaaS ürünü; müşteri sayısı ve büyüme hızı belirsiz
  • Çok kiracılı veritabanı veya her müşteri için ayrı veritabanı modeli
  • DevOps kültürü, CI/CD, container kullanımı

Mantıklı seçenekler:

  • Başlangıç ve ilk 1–2 yıl: Bulut veya esnek VPS altyapısı üzerinde otomasyon odaklı bir mimari. Trafik dalgalanmalarını kolay yönetmek ve hızlı ürün iterasyonu yapmak için bu çok esnektir.
  • Olgunluk aşaması: Çekirdek veritabanı cluster’ları ve caching katmanını dedicated veya colocation’a taşırken, uygulama katmanını bulut üzerinde tutmak. Böylece, hem maliyeti optimize eder hem de elastikliği korursunuz.

Bu tür yapılarda, Kubernetes ve klasik VPS mimarisini gerçekçi bir şekilde kıyaslamak için Kubernetes mi klasik VPS mimarisi mi yazısında anlattığımız desenler doğrudan uygulanabilir.

Senaryo 3: Büyük veri ve raporlama platformu

Özellikler:

  • Çok sayıda log, olay ve işlem verisi toplanıyor
  • Yüksek disk kapasitesi ve IOPS ihtiyacı
  • Analitik sorgular ve batch işleme

Mantıklı seçenekler:

  • Colocation: Büyük disk rafları, yüksek RAM’li sunucular ve özel ağ kartlarıyla veri gölünüzü kendi donanımınız üzerinde çalıştırmak, 3–5 yıllık perspektifte genellikle en düşük maliyetli çözüm olur.
  • Dedicated: Kendi donanımınızı satın almak istemiyorsanız, yüksek disk kapasiteli dedicated sunucularla benzer bir kurgu oluşturabilirsiniz.
  • Bulut + soğuk depolama: Arşiv ve uzun süreli saklanacak verileri nesne depolamada, aktif işlenen verileri ise dedicated veya colocation üzerinde tutarak hibrit bir yaklaşım benimseyebilirsiniz.

Veri ve yedekleme stratejisini tasarlarken, RTO/RPO hedeflerinizle uyumlu bir felaket kurtarma planı oluşturmanız da şart. Bu noktada felaket kurtarma planı nasıl yazılır rehberi somut bir başlangıç sağlayacaktır.

Senaryo 4: Oyun sunucuları ve gerçek zamanlı uygulamalar

Özellikler:

  • Düşük latency ve stabil ping kritik
  • Anlık kullanıcı sayısında dalgalanmalar
  • Yoğun CPU kullanımı, orta seviye disk kullanımı

Mantıklı seçenekler:

  • Dedicated: Oyun sunucuları için latency’yi düşük tutmak ve donanımı izole etmek adına oldukça mantıklı bir seçenek. Aynı makinede birden fazla oyun sunucusu veya shard çalıştırabilirsiniz.
  • Bulut: Hızlı oda açma/kapama, esnek bölge seçimi ve otomasyon anlamında avantajlıdır; ancak sanallaştırma katmanı nedeniyle jitter ve latency dalgalanmaları bazı oyun türlerinde hissedilebilir.
  • Colocation: Çok sayıda oyun sunucusu işleten ve kendine ait ağ mimarisi kurmak isteyen firmalar için uzun vadede maliyet avantajı sunabilir.

Bu tip gerçek zamanlı uygulamalar için doğru altyapıyı seçerken, daha önce hazırladığımız gerçek zamanlı uygulamalar için doğru hosting seçimi rehberindeki ağ ve performans ipuçlarını da dikkate almak faydalı olacaktır.

Hibrit yaklaşımlar: Üç modeli birlikte kullanmak

Gerçekte gördüğümüz projelerin büyük kısmı artık tek bir modelle sınırlı değil. Hibrit mimariler, her iş yükü için en uygun aracı seçmenize imkan tanıyor:

  • Kritik veritabanları ve storage katmanı: Colocation veya güçlü dedicated sunucular
  • Uygulama ve API katmanı: Bulut veya VPS kümeleri
  • Önbellek, kuyruk ve arka plan işçileri: Esnek bulut altyapısı
  • Test, staging ve kısa ömürlü ortamlar: Tamamen bulut

Buna ek olarak, küresel kullanıcı kitlesi olan projelerde çok bölgeli DNS, CDN ve replikasyon stratejileriyle, tek veri merkezi riskini de önemli ölçüde azaltmak mümkün. Bu konuda GeoDNS ve çok bölgeli hosting mimarisi yazımızda detaylı örnekler paylaştık.

Hibrit yaklaşımın dezavantajı ise karmaşıklıktır. İzleme, loglama, güvenlik politikaları ve yedekleme süreçlerini tüm bu ortamlar arasında tutarlı hale getirmek için belirli bir olgunluk seviyesine ihtiyaç vardır. Bu nedenle, genellikle tek modelle başlayıp, proje olgunlaştıkça hibrit yapıya evrilmek en sağlıklı yoldur.

Kendi projeniz için karar çerçevesi: 5 adımda netleştirelim

1. İş yüklerini sınıflandırın

Tüm sistemi tek bir kutu gibi düşünmek yerine, bileşenlere ayırın:

  • Veritabanları
  • Uygulama sunucuları
  • Önbellek ve kuyruklar
  • Medya ve statik dosyalar
  • Loglama ve analitik
  • Test / staging ortamları

Her bileşen için CPU, RAM, disk, ağ ve süreklilik (uptime) gereksinimlerini ayrı ayrı not edin.

2. Zaman ufkunu belirleyin

Projenize kaç yıllık bir perspektifle bakıyorsunuz? Eğer 6–12 aylık bir ürün-pazar uyumu testindeyseniz, donanım satın alarak colocation’a girmek mantıklı olmayacaktır. Buna karşılık 5–7 yıllık yol haritası olan kurumsal bir platformda, uzun vadeli TCO hesabı yapmadan bulutta kalmak da bütçeyi gereksiz şişirebilir.

3. Ekip yetkinliğini dürüstçe değerlendirin

İçeride nasıl bir ekip var?

  • Sistem ve network uzmanlığı güçlü mü?
  • 24/7 nöbet ve olay yönetimi kültürü oturmuş mu?
  • DevOps ve otomasyon araçları kullanılıyor mu?

Eğer küçük ama yetkin bir ekibiniz varsa, colocation ve dedicated size maliyet avantajı ve kontrol kazandırır. Eğer ekip daha çok yazılım odaklı ve operasyon tarafı sınırlı ise, yönetilen dedicated veya bulut altyapılarla başlamak çok daha sağlıklı olabilir.

4. Regülasyon ve iş sürekliliği gereksinimlerini netleştirin

Müşterileriniz hangi sektörlerden? KVKK, GDPR, finans veya sağlık gibi regülasyonlar devreye giriyor mu? Hangi RTO/RPO değerlerine ihtiyacınız var? Bunları cevaplamadan ‘şurada daha ucuz, burada daha esnek’ demek yanıltıcı olur.

Biz DCHost’ta, yeni projeleri birlikte tasarlarken mutlaka iş sürekliliği ve yedekleme boyutunu da masaya yatırıyoruz. Yedekleme tarafında RPO/RTO odaklı düşünmek için yedekleme stratejisi nasıl planlanır rehberine de göz atabilirsiniz.

5. Küçük başlayıp ölçün, sonra optimize edin

Ne seçerseniz seçin, ölçmeden yönetemezsiniz. İlk fazda:

  • Kaynak kullanımını (CPU, RAM, disk, ağ) detaylı ölçün
  • Peak saatlerdeki davranışı analiz edin
  • Darboğazları tespit edin

Daha sonra kapasite planlaması yaparak ‘hangi bileşeni colocation’a taşısam, hangisini dedicated’de tutsam, hangisini bulutta bırakmalıyım?’ sorusunu veriye dayalı şekilde yanıtlayabilirsiniz. Zaten yazının başında bahsettiğimiz gibi, gerçek dünyada kazanan model çoğu zaman hibrit mimariler oluyor.

Özet ve DCHost ile sonraki adımlar

Colocation, dedicated sunucu ve bulut arasında seçim yapmak, aslında ‘hangi model daha iyi?’ sorusundan çok, ‘benim iş yüküm, ekibim ve bütçe yapım için hangisi daha doğru kombinasyon?’ sorusuna cevap aramak demek. Colocation size maksimum kontrol ve uzun vadede çok iyi TCO sunarken, dedicated sunucular güçlü tekil makinelerle işleri oldukça basitleştiriyor. Bulut ise hız, esneklik ve otomasyon anlamında hala benzersiz bir oyun alanı sağlıyor.

Biz DCHost olarak üç modelde de hizmet verdiğimiz için, herhangi birini diğerine karşı ‘ideolojik’ olarak savunmak gibi bir derdimiz yok. Aksine, projelerinizi birlikte masaya yatırıp hangi katmanın colocation, hangisinin dedicated, hangisinin bulut üzerinde daha verimli çalışacağını somut metriklerle konuşmayı tercih ediyoruz. İster yeni bir proje planlıyor olun, ister mevcut altyapınızı yeniden tasarlıyor olun; kapasite analizi, maliyet hesabı ve mimari tasarım sürecini birlikte yürütmek mümkün.

Eğer siz de ‘colocation mı, dedicated mı, bulut mu?’ sorusunda netleşmek istiyorsanız, projeyi birkaç sayfalık bir teknik özet halinde toparlayıp bizimle paylaşmanız yeterli. Donanım gereksinimleri, beklenen trafik, uyumluluk ihtiyaçları ve ekip yapınızı birlikte değerlendirip, 3–5 yıllık gerçekçi bir yol haritası çıkaralım. Böylece sadece bugün için değil, birkaç yıl sonranın ihtiyaçlarını da karşılayacak, sürdürülebilir bir altyapı mimarisiyle yol alabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Orta ölçekli projelerde tek bir doğru yok; karar, iş yükünüzün yapısına bağlı. Trafiğiniz görece sabit ve 7/24 benzer kapasiteye ihtiyaç duyuyorsanız, güçlü bir dedicated sunucu genellikle daha öngörülebilir performans ve daha düşük uzun vadeli maliyet sunar. Buna karşılık, kullanıcı sayısı ve trafik dalgalıysa, yeni özellikleri sıkça test edip geri almanız gerekiyorsa, bulut altyapının esnekliği ve hızlı ölçeklenebilirliği ciddi avantaj sağlar. Çoğu projede pratik yaklaşım, çekirdek veritabanını dedicated üzerinde, uygulama ve yardımcı servisleri ise bulut veya VPS üzerinde konumlandırmak ve zamanla metriklere göre bu dağılımı optimize etmektir.

Colocation genellikle şu sinyaller oluştuğunda anlamlı hale gelir: Birincisi, son 1–2 yılda benzer kapasiteyi sürekli kullanıyor ve önümüzdeki yıllarda da radikal bir artış veya azalış beklemiyorsanız. İkincisi, mevcut dedicated veya bulut faturalarınız ciddi boyutlara ulaşıp 3–5 yıllık TCO hesabı yaptığınızda donanım satın almanın toplamda daha ucuz olduğunu görüyorsanız. Üçüncüsü, içeride donanım ve ağ tasarımını yönetebilecek bir ekip veya partneriniz varsa. Son olarak, özel donanım (çok diskli storage, GPU, yüksek hızlı ağ kartları) ihtiyacınız artıyorsa colocation’a geçiş, hem teknik esneklik hem maliyet avantajı sağlayabilir.

Evet, özellikle SaaS ve hızlı büyüyen projelerde en sağlıklı yol budur. İlk aşamada ürün-pazar uyumunu test ederken bulutun sağladığı hız ve esneklik çok değerlidir; altyapıya kilitlenmeden denemeler yapabilirsiniz. Metrikler oturmaya, trafik daha tahmin edilebilir hale gelmeye başladığında, maliyet analizi yapıp çekirdek bileşenleri dedicated veya colocation’a taşıyarak TCO’yu optimize edebilirsiniz. Bu geçişi kolaylaştırmak için uygulamanızı baştan itibaren taşınabilir tasarlamak, veritabanı ve depolama katmanını soyutlamak ve otomatik yedekleme ile felaket kurtarma senaryolarını doğru kurgulamak önemlidir. DCHost tarafında bu tür geçişleri kademeli ve kesintisiz planlamak mümkündür.

Evet, gerçek dünyada büyük ölçekli projelerin önemli bir kısmı hibrit mimariler kullanıyor. Örneğin yüksek I/O isteyen veritabanı ve storage katmanını colocation üzerinde, uygulama ve API katmanını dedicated veya VPS kümelerinde, kısa ömürlü test ortamlarını ve arka plan işçilerini ise bulutta çalıştırmak oldukça yaygın bir desen. Böylece her bileşen için en uygun maliyet/perfomans dengesini seçersiniz. Dikkat edilmesi gereken nokta, izleme, loglama, güvenlik politikaları ve yedekleme süreçlerini tüm bu ortamlarda tutarlı hale getirmek. DCHost ekibiyle birlikte tasarlanan bir mimaride, bu karmaşıklığı yönetilebilir ve belgelenmiş süreçlere dönüştürmek mümkün olur.

Genel yaklaşımımız şöyle: Kısa vadeli veya belirsiz projelerde, MVP ve pilot aşamasında çoğunlukla bulut veya VPS öneriyoruz; hızlı hareket etmek ve maliyeti esnek tutmak için bu daha mantıklı. Trafiği ve kaynak kullanımı oturmaya başlayan orta ölçekli projelerde, güçlü dedicated sunucular genellikle en iyi fiyat/performans dengesini sunuyor. 3–5 yıllık net yol haritası olan, yüksek kapasite ve özel donanım gerektiren kurumsal projelerde ise colocation öne çıkıyor. Çoğu müşteride sonuç, bu üç modelin birlikte kullanıldığı hibrit bir mimari oluyor. Kararı verirken müşterinin teknik ekibini, regülasyon gereksinimlerini ve bütçe kısıtlarını da mutlaka denkleme katıyoruz.