Alan Adı

IPv4 Adres Fiyatlarının Yükselişi: Bütçe, Ağ Mimarisi ve Strateji Rehberi

İçindekiler

IPv4 adres fiyatlarının yükselişi: Neyi, ne kadar etkiliyor?

Son yıllarda yaptığımız hemen her maliyet analizi toplantısında, donanım ve veri merkezi giderleri kadar net biçimde öne çıkan tek kalem var: IPv4 adres maliyetleri. Eskiden neredeyse “yan ürün” gibi görülen IP adresleri, bugün VPS, dedicated sunucu ve colocation planlarının içinde en dikkatle takip ettiğimiz maliyet başlıklarından birine dönüştü. DCHost tarafında yeni bir ağ bloğu tahsis ederken ya da yeni bir sunucu serisi planlarken, artık ilk sorulardan biri şu oluyor: “Bu projede gerçekten kaç adet IPv4’e ihtiyacımız var ve bu ihtiyacı daha akıllı bir mimariyle azaltabilir miyiz?”

IPv4 adres fiyatlarının yükselişi sadece hosting firmalarını değil; ajansları, SaaS girişimlerini, e-ticaret sitelerini ve kurumsal IT ekiplerini doğrudan etkiliyor. Daha pahalı IP demek; daha pahalı sunucu, daha dikkatli mimari tasarım ve daha sıkı güvenlik-politika yönetimi demek. Bu yazıda, IPv4 piyasasındaki yükselişin arka planını, bu yükselişin günlük operasyonlarınıza somut etkilerini ve DCHost olarak hem kendi altyapımızda hem de müşterilerimizin projelerinde kullandığımız pratik maliyet düşürme ve risk yönetimi stratejilerini adım adım ele alacağız.

Küresel IPv4 piyasasında neler değişti?

IPv4 adres fiyatlarının yükselişini anlamak için önce oyunun temel kurallarına bakmak gerekiyor: IPv4, matematiksel olarak sınırlı bir kaynak. 232 adres var ve bunların büyük bölümü onlarca yıl önce tahsis edildi. Bugün artık yeni büyük bloklar “üretilemiyor”; sadece mevcut havuz el değiştiriyor.

RIR havuzlarının tükenmesi ve ikincil piyasa

IPv4 dağıtımından sorumlu bölgesel kayıt kuruluşları (RIR – RIPE, ARIN vb.) birer birer “son /8” dönemlerine girdi ve çoğu bölgede yeni büyük IPv4 tahsisi fiilen durdu. Bu noktadan sonra piyasa ikiye bölündü:

  • RIR’den çok sınırlı, kısıtlı boyutlarda IPv4 almak
  • İkincil piyasadan (transfer/leasing) IPv4 kiralamak veya satın almak

Artık fiyatı belirleyen şey, klasik anlamda “kurum maliyeti” değil; serbest piyasa arz-talep dengesi. Daha önce geniş bloklar almış operatörler ve kurumlar, elindeki kullanılmayan adresleri yüksek fiyatlardan piyasaya sürüyor; yeni projeler ve büyüyen veri merkezleri ise bu havuzdan pay almaya çalışıyor.

IPv4 tükenmesiyle ilgili daha teknik bir arka plan görmek isterseniz, hazırladığımız IPv4 tükenmesi ve fiyat artışlarının teknik arka planı başlıklı rehbere de mutlaka göz atmanızı öneririz.

Veri merkezleri, AI ve içerik platformlarının talep artışı

IPv4 fiyatlarını yukarı iten bir diğer faktör, son 5–10 yıldaki trafik ve servis çeşitliliği patlaması. Video platformları, oyun sunucuları, IoT çözümleri, SaaS uygulamaları ve özellikle AI/ML altyapıları, dünya çapında yeni veri merkezlerinin kurulmasını ve mevcutların genişlemesini hızlandırdı. Her yeni veri merkezi, binlerce yeni sunucu; her sunucu da bir veya birden fazla IPv4 adresi anlamına geliyor.

Üstelik bazı sektörlerde (örneğin finans, sağlık, kamu) güvenlik ve regülasyonlar gereği ortak IP kullanımı yerine ayrılmış (dedicated) IPv4 tercih ediliyor. Bu da aynı donanım kapasitesi için daha fazla IPv4 talebi demek. Arz sabit, talep artıyor; sonuç ortada: fiyatlar sürekli yukarı yönlü baskı altında.

IP spekülasyonu ve blokların verimsiz kullanımı

IPv4’ün sınırlı bir varlık olduğunun anlaşılmasıyla birlikte, bazı oyuncular IP’leri adeta bir finansal enstrüman gibi görmeye başladı. Yıllar önce düşük maliyetle alınmış büyük bloklar, bugün çok daha yüksek rakamlara kiralanabiliyor veya satılabiliyor. Bazı durumlarda IP’ler fiilen kullanılmasa bile “elde tutma” motivasyonu oluşuyor, bu da piyasadaki efektif arzı daraltıyor.

Diğer tarafta, eski ağ mimarilerinde hâlâ verimsiz subnet tasarımları ve gereğinden büyük blok tahsisleri görüyoruz. İşte bu ikili tablo –spekülasyon ve verimsiz kullanım– IPv4 fiyat eğrisini sürekli yukarı doğru itiyor.

Yükselen IPv4 fiyatlarının işinize somut etkileri

IPv4 fiyat artışını soyut bir “piyasa gerçeği” olarak görmek kolay; asıl önemli olan bunun sizin faturalarınıza ve mimarinize nasıl yansıdığı. DCHost tarafında hem kendi maliyetlerimizi hem de müşterilerimizin projelerini planlarken en çok karşılaştığımız etkileri özetleyelim.

Hosting, VPS ve dedicated sunucu fiyat yapısı değişiyor

Her yeni fiziksel sunucu için artık sadece CPU, RAM ve disk maliyetine bakmıyoruz; IP maliyeti de denklemde ciddi bir kalem. Bu nedenle;

  • Paylaşımlı hosting ve standart VPS paketlerinde ortak IPv4 kullanımı daha yaygın hale geliyor.
  • SEO, e-posta veya güvenlik gerekçesiyle dedicated IPv4 isteyen müşterilerin paketleri, doğal olarak daha yüksek fiyat bandına çıkıyor.
  • Colocation veya özel cluster projelerinde “kaç IP gerekiyor?” sorusu, artık en başta netleştirilmesi gereken bir bütçe parametresi oluyor.

IPv4 fiyat artışlarının maliyetlerinize etkisini daha rakamsal görmek isterseniz, hazırladığımız IPv4 adres fiyatları için gerçek maliyet hesabı ve akıllı çözümler rehberinde birkaç senaryoyu detaylı olarak inceledik.

E-posta, kara listeler ve IP itibarının maliyeti

IPv4 fiyatları yükseldikçe, IP itibarını korumanın önemi katlanarak artıyor. Eskiden kötüye gitmiş bir IP’yi kara listelerden temizlemekle uğraşmak yerine “yeni IP alalım” demek çok daha kolaydı. Bugün ise:

  • Yeni bir dedicated IPv4 tahsis etmek ciddi bir maliyet kalemi.
  • Kötü itibar kazanmış bir IP bloğunu temizlemek için geçen zaman, operasyonel maliyet oluşturuyor.

Bu nedenle outbound e-posta için IP havuzlarının doğru yönetimi ve itibar koruma süreçleri (SPF/DKIM/DMARC, rDNS, IP ısıtma vb.) hayati önem taşıyor. IP itibarınızı kaybettiğinizde artık sadece e-posta teslim edilebilirliğini değil, somut bir sermaye unsurunu da kaybetmiş oluyorsunuz.

Güvenlik ve saldırı yüzeyinin ekonomik boyutu

Her yeni IPv4 adresi, aynı zamanda saldırganlar için yeni bir yüzey. IPv4 fiyatlarının artması, IP sayısını minimize etmeyi teşvik ediyor; bu da güvenlik tarafında iki yönlü bir etki yaratıyor:

  • Daha az IP sayesinde taranacak ve sertleştirilecek yüzey azalıyor.
  • Ancak aynı IP üzerinde daha fazla servis barındırdığınızda, bir zafiyetin etkisi büyüyebiliyor.

Yani iş sadece “IP’yi azaltalım” değil; hizmetleri doğru segmentlere ayırarak, doğru firewall ve WAF politikalarıyla konumlandırmak. IPv4 maliyeti yükseldikçe, ağ mimarisi tasarımında güvenlik ekipleriyle maliyet tarafının daha yakın çalışması kritik hale geliyor.

IPv4 kullanımını optimize etmek: Aynı IP ile daha fazla iş yapmak

IPv4 fiyatlarındaki yükselişin karşısına koyabileceğiniz en güçlü araç, elinizdeki IP’leri mümkün olan en verimli şekilde kullanmak. DCHost altyapısında ve müşterilerimizin projelerinde en çok verim aldığımız yaklaşımları başlık başlık toparlayalım.

SNI ve modern HTTPS ile çoklu site barındırma

Eskiden birden fazla HTTPS sitesini güvenli şekilde yayınlamak için her siteye ayrı IP verme alışkanlığı yaygındı. SNI (Server Name Indication) desteği yaygınlaştıktan sonra, modern tarayıcıların neredeyse tamamı tek bir IPv4 üzerinde birden fazla HTTPS site barındırmayı sorunsuz destekliyor.

Bugün; ajans müşterilerimizin çok sayıda kurumsal minisite veya kampanya landing page’i yayınladığı projelerde, tek IP üzerinde onlarca alan adını SNI ile yönetebiliyoruz. Bu yaklaşım, özellikle paylaşımlı hosting ve hafif trafiğe sahip siteler için IP maliyetini dramatik biçimde aşağı çekiyor.

Tek IP üzerinde HTTPS çoklu site barındırmanın ayrıntılarını anlattığımız SNI ile çoklu HTTPS barındırma rehberinde yapılandırma örneklerini de bulabilirsiniz.

Reverse proxy ve mikroservis mimarileriyle IP konsolidasyonu

Modern web uygulamalarında sıkça gördüğümüz bir model: Dış dünyaya sadece birkaç IP açıp, içeride onlarca servis ve konteyneri reverse proxy veya API gateway arkasında koşturmak. Örneğin;

  • Tek bir IPv4 üzerinde Nginx/HAProxy ile birden fazla backend servisi (API, admin panel, frontend, dosya sunucusu) yönlendirmek
  • Subdomain veya path bazlı yönlendirmeyle mikroservisleri ayrıştırmak
  • İç ağda (private network) sadece IPv6 ile koşan servisleri, dış dünyaya IPv4 reverse proxy üzerinden açmak

Bu sayede hem IP maliyetini azaltıyor hem de iç ağınızı dış dünyadan daha sıkı izole edebiliyorsunuz. DCHost tarafında, özellikle Kubernetes, Docker Swarm veya Compose tabanlı mimarilerde bu yaklaşımı standart hâle getirdik.

NAT, CGNAT ve iç ağ adreslemeyle ölçeklenme

Son kullanıcı taraflı servislerde (örneğin SaaS uygulamalarınızın arka plan servisleri, cache sunucuları, veritabanları) genellikle her sunucunun ayrı bir public IPv4’e ihtiyacı yok. İç ağda RFC1918 (10.x, 172.16.x, 192.168.x) veya IPv6 adresleri kullanıp, dışa sadece birkaç NAT noktası açarak büyük tasarruf elde edebilirsiniz.

Operatör seviyesinde CGNAT çözümleri, milyonlarca trafiği sınırlı sayıda IPv4 üzerinden çıkartmak için kullanılıyor; ancak küçük ve orta ölçekli projelerde bile basit NAT tasarımlarıyla benzer mantığı uygulamak mümkün. Burada kritik nokta, loglama ve güvenlik politikalarını doğru tasarlamak.

Outbound e-posta için IP havuzu ve itibar yönetimi

E-posta trafiğinde çoğu zaman gereğinden fazla dedicated IPv4 talep edildiğini görüyoruz. Oysa doğru bir mimariyle;

  • Transactional ve pazarlama e-postalarını ayrı IP’lere bölerek riskleri izole edebilir,
  • Farklı projelerin düşük hacimli trafiklerini ortak IP’lerde toplayabilir,
  • IP itibarını düzenli izleyerek sorunlu trafiği hızlıca ayıklayabilirsiniz.

IP itibarını korumak için SPF, DKIM, DMARC ve rDNS yapılandırmasını anlattığımız detaylı e-posta doğrulama rehberi bu açıdan oldukça işinize yarayacaktır. İyi yönetilen bir IP havuzu, hem kara liste riskini hem de yeni IP edinme ihtiyacını azaltır.

IPv6 ile baskıyı azaltmak: Gerçekçi geçiş senaryoları

IPv4 fiyatları yükselirken, uzun vadede gerçek çıkış kapısı IPv6. Ancak burada önemli bir gerçek var: IPv6 bugün bile birçok projede tek başına “sihirli çözüm” değil; pratikte en yaygın model dual-stack (IPv4 + IPv6) mimarileri.

Neden hâlâ tamamen IPv6-Only geçemiyoruz?

Teoride IPv6, adres kıtlığı problemini tamamen çözüyor. Fakat pratikte:

  • Tüm son kullanıcı bağlantılarının hâlâ IPv6 destekli olmaması,
  • Kurum içi eski yazılımlar ve donanımların IPv6 ile uyumsuzluğu,
  • Bazı üçüncü taraf entegrasyon ve ödeme sistemlerinin sadece IPv4 desteklemesi

nedeniyle pek çok proje için IPv6-Only mimari henüz gerçekçi değil. Bu yüzden strateji: “IPv4’ü mümkün olan en verimli şekilde kullanırken, IPv6’yı olabildiğince erken ve geniş kapsamda devreye almak”.

IPv6’ya geçişi planlarken dikkat edilmesi gerekenleri IPv6 benimseme hızlanıyor, ağınızı geri kalmadan nasıl dönüştürürsünüz? rehberinde adım adım anlattık; bu yazı da stratejik çerçeveyi tamamlayacaktır.

Dual-stack: Aynı servisi hem IPv4 hem IPv6 ile sunmak

DCHost tarafında önerdiğimiz temel model, hem web servisleri hem de API ve e-posta altyapısı için dual-stack çalışmak:

  • DNS’te aynı alan adı için hem A (IPv4) hem AAAA (IPv6) kaydı tanımlamak,
  • Sunucularda HTTP/HTTPS, SMTP, IMAP/POP gibi servisleri hem IPv4 hem IPv6 üzerinde dinlemek,
  • Log ve güvenlik politikalarını hem IPv4 hem IPv6 adresleri dikkate alacak şekilde güncellemek.

Böylece IPv6 destekleyen istemciler trafiğin önemli bir kısmını IPv6 üzerinden taşırken, IPv4 tarafındaki baskı yavaş yavaş azalmaya başlar. Uzun vadede IPv4 fiyatları ne kadar yükselirse yükselsin, artan yükün büyük kısmını IPv6’ya kaydırmış olursunuz.

İç servisleri ve yönetim trafiğini IPv6’ya taşımak

Dış dünyaya açık olmasına gerek olmayan; admin panelleri, replikasyon bağlantıları, cache/veritabanı erişimleri gibi iç servisler için, DCHost altyapısında sıklıkla şu modeli kullanıyoruz:

  • Public erişimi sadece belirli IPv4’lere (reverse proxy, WAF, VPN uçları) bırakmak,
  • Sunucular arası tüm iç trafiği IPv6 üzerinden koşturmak,
  • Gerekirse yönetim erişimini VPN + IPv6 kombinasyonuyla sınırlandırmak.

Bu yaklaşım, IPv4 adres ihtiyacını ciddi ölçüde azaltırken, iç ağ topolojisini sadeleştiriyor ve güvenlik seviyesini artırıyor. VPS’inizde IPv6 kurulumunu adım adım görmek isterseniz, VPS sunucunuzda IPv6 kurulum ve yapılandırma rehberimizi uygulamalı bir referans olarak kullanabilirsiniz.

Bütçe planlama: IP satın almak mı, kiralamak mı, paylaşmak mı?

IPv4 adres fiyatlarının yükseldiği bir ortamda, projeler için en kritik kararlardan biri de şu: “IP’yi nasıl konumlandıracağız?” DCHost olarak müşterilerimizle konuşurken kararı üç ana başlıkta netleştiriyoruz.

Paylaşımlı IP: Küçük projeler ve kurumsal vitrinde yeterli mi?

Birçok kurumsal tanıtım sitesi, blog, içerik yayını veya basit vitrin projede, paylaşımlı IPv4 mimarisi gayet yeterli. Güçlü bir WAF, doğru SSL yapılandırması ve SNI ile aynı IP üzerinde onlarca site sorunsuz barındırılabiliyor. Burada dikkat edilmesi gerekenler:

  • Aynı IP’yi paylaşan diğer sitelerin kötü amaçlı olmaması,
  • Outbound e-posta trafiğinin ayrı IP’lerden yönetilmesi,
  • Loglamada sanal host bazlı detayın doğru tutulması.

Bütçesi sınırlı projeler için, özellikle ilk aşamada paylaşımlı IP kullanmak; daha sonra trafik ve gereksinimler arttıkça dedicated IP’ye geçmek çoğu zaman en mantıklı yoldur.

Dedicated IP: Hangi durumlarda vazgeçilmez?

Tüm projelerin dedicated IPv4’e ihtiyacı yok; ancak bazı durumlarda ayrı IP neredeyse şart hale geliyor:

  • Yüksek hacimli transactional e-posta gönderimi (sipariş, şifre sıfırlama, bildirimler)
  • PCI DSS gibi regülasyonlara tabi e-ticaret projeleri
  • IP tabanlı erişim kısıtlaması yapılan B2B entegrasyonlar
  • Özel güvenlik duvarı veya WAF politikalarının IP bazlı kurgulandığı yapılar

Bu tür projelerde dedicated IP, sadece teknik bir parametre değil; iş sürekliliği ve hukuki uyumun bir parçası. Dolayısıyla IPv4 fiyatları yükselse de, bu maliyeti “sigorta primi” gibi görüp bütçeye yazmak gerekiyor.

IP kiralama vs. blok satın alma: Hangi ölçeğe kadar?

Küçük ve orta ölçekli projelerde, IPv4’i genellikle DCHost gibi barındırma sağlayıcınız üzerinden kiralamak mantıklı. Ancak ajanslar, SaaS sağlayıcıları veya IP yoğun altyapılar için şu soruyu giderek daha sık duyuyoruz: “Kendi IPv4 bloklarımızı alıp RIR üzerinden yönetmeli miyiz?”

Kendi bloklarınızı almanın avantajları:

  • Taştığınızda IP’leri farklı veri merkezlerine götürebilme esnekliği
  • IP adreslemesini marka ve organizasyon mimarinize göre tasarlayabilme özgürlüğü
  • Uzun vadede kiralamaya kıyasla daha dengeli maliyet yapısı (doğru ölçekte)

Dezavantajları ise; başlangıç yatırım maliyeti, RIR üyelik ve yönetim süreçleri ile IP itibarının tamamından doğrudan sorumlu olmanız. Bu tip kararları verirken mutlaka 5 yıllık ölçek planına bakmanızı ve IP yoğun senaryolar için hazırladığımız IPv4 adres fiyatları rekor kırarken bütçe ve altyapıyı koruma rehberini gözden geçirmenizi öneririz.

DCHost tarafında IPv4 maliyetlerini nasıl yönetiyoruz?

DCHost olarak biz de IPv4 fiyatlarındaki bu yükselişten bağımsız değiliz; tam tersine, veri merkezi işletmecisi ve barındırma sağlayıcı olarak en çok etkilenen oyunculardan biriyiz. Bu etkiyi müşterilerimize mümkün olan en düşük seviyede yansıtmak için birkaç temel stratejiyi istikrarlı biçimde uyguluyoruz.

Adresleme politikası ve IP havuz yönetimi

Yeni sunucu serileri, VPS kümeleri veya özel cluster projeleri planlarken, IP adresleme politikasını baştan tasarımın bir parçası yapıyoruz. Özetle:

  • Her projeye gereğinden büyük subnet tahsis etmekten kaçınıyoruz.
  • Paylaşımlı IP kullanımı için sıkı güvenlik ve itibar politikaları tanımlıyoruz.
  • Atıl kalan, kullanılmayan IP’leri düzenli tarayıp havuza geri döndürüyoruz.

Bu sayede aynı toplam IP sayısıyla daha fazla müşteri ve proje barındırabiliyor; maliyeti iptal edilen değil, aktif olarak kullanılan hizmetler üzerinden dağıtıyoruz.

IPv6’yı varsayılan hale getirmek

Yeni nesil VPS ve dedicated sunucu altyapılarımızda, IPv6’yı mümkün olduğunca varsayılan bir özellik hâline getiriyoruz. Müşterilerimiz için:

  • Panelden kolayca IPv6 ekleyebilecekleri,
  • Dual-stack yapılandırmayı birkaç adımda tamamlayabilecekleri,
  • Loglama ve güvenlik kurallarını IPv6’yı da kapsayacak şekilde kurgulayabilecekleri

bir ortam sunmaya çalışıyoruz. Böylece orta vadede IPv6 trafiği arttıkça, IPv4 tarafındaki baskı ve maliyet artışı daha yönetilebilir bir seviyede kalıyor.

Şeffaf fiyatlandırma ve mimari danışmanlık

IPv4 fiyatlarının yükselişi kaçınılmaz; fakat bu maliyetin nasıl hissedileceği tamamen mimari tasarım ve doğru planlamayla ilgili. DCHost’ta teklif hazırlarken;

  • IP maliyetlerini diğer bileşenlerden ayrı ve şeffaf biçimde gösteriyor,
  • Gereksiz IP kullanımına yol açabilecek tasarımlara karşı alternatif mimariler öneriyor,
  • IPv6 ve reverse proxy tabanlı çözümlerle IP ihtiyacını azaltmaya odaklanıyoruz.

IPv4 maliyetlerini optimize etmeyi, genel VPS ve bulut sunucu maliyetlerini azaltma stratejilerimizin doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Önümüzdeki 3 yıl için yol haritanızı netleştirin

IPv4 adres fiyatlarının yükselişi, kısa vadede duracak gibi görünmüyor. Ancak bu, karamsar olmak için bir sebep değil; tam tersine, ağ mimarisi ve bütçe planlamasını profesyonelleştirmek için güçlü bir motivasyon. Bugünden atacağınız doğru adımlarla:

  • Gereksiz IP kullanımını azaltabilir,
  • IPv6’ya kademeli bir geçiş planlayabilir,
  • E-posta ve güvenlik tarafında IP itibarınızı koruyabilir,
  • Hosting ve sunucu maliyetlerinizi öngörülebilir bir çerçeveye oturtabilirsiniz.

DCHost ekibi olarak, ister küçük bir kurumsal site, ister yüksek trafikli bir e-ticaret altyapısı, ister onlarca müşterili bir ajans mimarisi olsun; IPv4 ve IPv6 planlamasını birlikte ele alabileceğimiz yüzlerce gerçek senaryo deneyimine sahibiz. Mevcut IP kullanımınızı birlikte analiz edip, “hangi servise gerçekten kaç IP lazım, nerede paylaşım ve nerede ayrışma daha doğru?” sorularına somut yanıtlar üretmek mümkün.

Önümüzdeki 3 yıl içinde IPv4 fiyatlarındaki dalgalanmadan en az etkilenen tarafta olmak istiyorsanız, ağ mimarinizi, hosting ihtiyaçlarınızı ve büyüme planınızı birlikte masaya yatıralım. DCHost altyapısında, şeffaf IP maliyetleri, IPv6 destekli modern mimariler ve sürdürülebilir bütçe planlaması ile projelerinizi uzun vadeye güvenle taşıyabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

IPv4 adres maliyeti, özellikle son yıllarda sunucu toplam maliyetleri içinde önemli bir kalem hâline geldi. Tek bir IPv4 için bile aylık veya yıllık kira bedelleri yükseldikçe, bu maliyet doğrudan VPS, dedicated ve colocation fiyatlarına yansıyor. Ancak etkisi her projede aynı değil: Paylaşımlı IP kullanan küçük siteler için artış nispeten sınırlıyken, çok sayıda dedicated IP isteyen e-posta altyapıları, çok kiracılı SaaS sistemleri veya IP yoğun cluster projelerinde etki çok daha belirgin. DCHost tarafında biz, IP kullanımını optimize ederek ve IPv6’yı devreye alarak, bu artışı müşterilerimize mümkün olan en düşük seviyede yansıtmaya odaklanıyoruz.

Hayır, çoğu küçük kurumsal site, blog veya içerik odaklı proje için mutlaka dedicated IPv4 almanız gerekmiyor. Güvenli SSL kurulumu (SNI desteği), düzgün yapılandırılmış bir WAF ve temiz bir paylaşımlı IP havuzu ile tek IP üzerinde onlarca site sorunsuz barındırılabiliyor. Dedicated IP özellikle yüksek hacimli e-posta gönderen, PCI DSS gibi regülasyonlara tabi olan veya IP tabanlı erişim kısıtlaması gereken projeler için kritik. Eğer yalnızca şirketinizi tanıttığınız bir web siteniz ve düşük hacimli kurumsal e-postanız varsa, iyi tasarlanmış bir paylaşımlı IP altyapısı çoğu durumda bütçe açısından çok daha mantıklı bir seçim olacaktır.

Kısa vadede hayır. IPv6, uzun vadede adres kıtlığı problemini çözen mimari olsa da, bugün hâlâ tüm internet trafiği ve servisler IPv6 uyumlu değil. Birçok son kullanıcı bağlantısı, eski ağ cihazı, kurum içi uygulama ve üçüncü taraf entegrasyon sadece IPv4 üzerinden çalışmaya devam ediyor. Bu yüzden pratikte en sağlıklı model, hem IPv4 hem IPv6’yı birlikte kullandığınız dual-stack yaklaşımdır. Bu sayede IPv6 destekleyen istemciler trafiğin önemli kısmını IPv6 üzerinden taşırken, IPv4 üzerindeki baskıyı ve adres ihtiyacını kademeli olarak azaltırsınız. DCHost tarafında da müşterilerimize, tamamen IPv6-Only yerine iyi tasarlanmış bir dual-stack yol haritası öneriyoruz.

Paylaşımlı IP kullanmak, doğru yönetilmediğinde riskler barındırabilir; ancak bu, tek başına SEO veya e-posta teslim edilebilirliğinin kötü olacağı anlamına gelmez. SEO tarafında asıl belirleyici olan site hızı, içerik kalitesi, HTTPS yapılandırması ve teknik SEO ayarlarıdır; IP’yi yüzlerce spam siteyle paylaşmıyorsanız arama motorları için ciddi bir sorun oluşmaz. E-posta tarafında ise kritik nokta IP itibarının iyi yönetilmesidir. DCHost’ta outbound e-posta trafiğini ayrı IP havuzları üzerinden koşturuyor, paylaşımlı web IP’lerini mümkün olduğunca e-posta gönderiminden izole ediyoruz. Böylece küçük projelerde paylaşımlı IP ile maliyeti düşük tutarken, kritik e-posta senaryoları için gerektiğinde dedicated IP tahsis edebiliyoruz.