Alan Adı

IPv4 Adres Kıtlığı ve Fiyat Artışları

IPv4 adres fiyatlarının son yıllarda sürekli yükseldiğini fark ettiyseniz, yalnız değilsiniz. DCHost’ta yaptığımız her yeni sunucu, VPS veya colocation kapasite planlama toplantısında artık CPU, RAM ve disk kadar “kaç IP adresine ihtiyacımız var ve bu kaç para tutacak?” sorusu da masaya geliyor. IPv4, internetin ilk günlerinden beri kullanılan adresleme standardı ve bugün neredeyse tamamen tükenmiş durumda. Buna rağmen, milyonlarca web sitesi, e‑ticaret altyapısı, VPN servisi ve kurumsal ağ hâlâ IPv4’e bağımlı. Sonuç: Kıtlık, tükenen havuzlar, ikincil piyasa ve doğal olarak ciddi fiyat artışları.

Bu yazıda, IPv4 adres kıtlığının teknik arka planını, fiyat artışlarının gerçek nedenlerini ve bu durumun hosting, VPS, dedicated sunucu ve colocation projelerinizi nasıl etkilediğini sade bir dille ele alacağız. Ardından da DCHost tarafında uyguladığımız somut stratejileri paylaşarak; IPv4 maliyetlerini kontrol altına almak, IPv6’ya kademeli geçiş yapmak ve bütçenizi uzun vadede korumak için izleyebileceğiniz yol haritasını netleştireceğiz.

IPv4 Adres Kıtlığı Tam Olarak Nedir?

IPv4, 32 bitlik adresleme yapısı sayesinde teoride yaklaşık 4,3 milyar benzersiz IP adresi sunar. İnternetin ilk yıllarında bu sayı “sonsuz” gibi görünüyordu; büyük kurumlara geniş bloklar verildi, bölgesel internet kayıt otoriteleri (RIR’ler) daha esnek tahsis politikaları uyguladı. Ancak akıllı telefonların, IoT cihazlarının, her şeyin “online” olduğu bir döneme gelince bu adres havuzu beklenenden çok daha hızlı tükendi.

Bugün bölgesel kayıt otoritelerinin çoğunda yeni IPv4 tahsisi ya tamamen durdu ya da çok küçük bloklarla sınırlı. Yeni adres ihtiyacının büyük kısmı ikinci el transfer piyasası üzerinden karşılanıyor. Yani, elinde eskiden tahsis edilmiş geniş IP blokları olan kurumlar bunları başka operatörlere, hosting firmalarına ve büyük ağlara satıyor. Bu da klasik bir arz-talep dengesizliği doğuruyor: Arz sınırlı, talep yüksek, dolayısıyla fiyatlar sürekli yukarı gidiyor.

IPv4 adres kıtlığı dendiğinde sadece “yeni IP kalmadı” diye düşünmemek gerekiyor. Aynı zamanda:

  • İkincil piyasa fiyatları sürekli dalgalanıyor,
  • RIR tarafında politika değişiklikleriyle transfer süreçleri sıkılaşıyor,
  • Spam / kötüye kullanım nedeniyle bloklanan IP’lerin tekrar kullanılabilir hale gelmesi zorlaşıyor,
  • IPv4, regülasyon ve loglama tarafında (KVKK/GDPR vb.) ayrıca bir yük haline geliyor.

IPv4 Havuzunun Tükenişinin Teknik Arka Planı

IPv4 kıtlığını anlamak için kısaca nasıl bu noktaya geldiğimizi hatırlamak faydalı:

  • Başlangıç dönemi: İnternetin ilk yıllarında sınıf temelli (Class A/B/C) tahsis modeliyle çok büyük bloklar az sayıda kuruma verildi. Adresler verimli kullanılmadı.
  • CIDR ve NAT dönemi: CIDR (Classless Inter-Domain Routing) ve NAT gibi teknikler adres verimliliğini artırdı, tüketim hızını yavaşlattı ama durduramadı.
  • RIR’lerin tükenme aşaması: Bölgesel otoriteler (örneğin Avrupa için RIPE NCC) son büyük IPv4 bloklarını dağıtıp “son / sonrasına” geçti. Artık yeni başvurular için ciddi kısıtlar var.
  • İkincil piyasanın doğuşu: RIR’den ilk tahsis almak zorlaşınca, elinde daha önce tahsis edilmiş blok olan kurumlar bu IP’leri satmaya başladı. Bugün ana fiyat belirleyici mekanizma bu piyasa.

IPv4 kıtlığının politika boyutunu daha derin incelemek isterseniz, RIPE’nin yeni tahsis kurallarını, IPv4–IPv6 dengesini ve ağ tasarımına etkilerini anlattığımız RIPE NCC IP tahsislerinde yeni kuralların IPv4 kıtlığına etkisi başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.

IPv4 Fiyat Artışlarının Temel Nedenleri

Kıtlık tek başına her şeyi açıklamıyor. Fiyatların bu kadar hızlı yükselmesinin birkaç somut sebebi var:

1. RIR’den Yeni IPv4 Alamayan Operatörler

Hosting firmaları, erişim sağlayıcılar ve büyük kurumsal ağlar, yeni müşteri veya yeni hizmetler için IP’ye ihtiyaç duydukça RIR üzerinden değil, ikincil piyasadan satın almaya mecbur kalıyor. Bu piyasada:

  • Blok büyüklüğüne (ör. /22, /21, /20),
  • Coğrafi bölgeye,
  • IP’lerin daha önceki kullanım geçmişine (spam, kara liste durumu vb.),
  • Transfer aracıları ve danışmanlık ücretlerine

göre fiyat belirleniyor. Satın alma maliyeti yükseldikçe, IP adresini son kullanıcıya sunan tüm hizmetlerin (VPS, dedicated sunucu, colocation, kurumsal internet erişimi vs.) fiyat yapısı da kaçınılmaz olarak etkileniyor.

2. Sürekli Artan Talep: Web, VPN, IoT ve Daha Fazlası

Talep tarafında tablo net:

  • Her yeni web projesi, e‑ticaret sitesi ve SaaS uygulaması bir IP adresi istiyor.
  • VPN ve uzaktan erişim çözümleri, güvenlik sebebiyle çoğunlukla dedicated IP talep ediyor.
  • IoT cihazlarının sayısı patladı; her bölgesel ağ, arka planda ciddi sayıda IPv4 adresi kullanıyor.
  • Yedek ortamlar, test/staging altyapıları da üretim kadar IP tüketebilir hale geldi.

IPv6 yaygınlaşıyor olsa da, birçok ticari uygulama, eski donanım ve üçüncü taraf servis hâlâ IPv4 olmadan tam çalışmıyor. Bu da “IPv6 var, IPv4’e gerek kalmayacak” söylemini pratikte yavaşlatıyor.

3. Spam, Kara Listeler ve IP İtibarı

E-posta trafiği açısından bakıldığında, IP adresinin salt “var olması” yetmiyor. Aynı zamanda temiz olması gerekiyor. Daha önce spam göndermek için kullanılmış, kara listelere (RBL) girmiş blokları temizlemek hem zor hem zaman alıcı. Bu yüzden tarihi temiz IP blokları ikincil piyasada prim yapıyor; fiyatlar daha da yükseliyor.

E‑posta itibarı ve dedicated IP ısınma süreci hakkında daha teknik detay isterseniz, dedicated IP ısıtma ve e‑posta itibarı yönetimi rehberimiz bu konuyu derinlemesine ele alıyor.

4. Regülasyonlar, Loglama Yükü ve KVKK/GDPR

IPv4 adresleri, KVKK ve GDPR gibi düzenlemeler kapsamında kişisel veri kabul edilebiliyor. Bu, IP kullanımının sadece teknik değil, hukuki ve operasyonel bir maliyet üretmesi anlamına geliyor:

  • Daha detaylı loglama,
  • Daha uzun saklama süreleri,
  • Anonimleştirme / maskeleme mekanizmaları,
  • İlgili kişi başvurularına yanıt verebilmek için ek süreçler.

Bu yükler, özellikle büyük IP blokları yöneten ağlar için operasyon maliyetini artırıyor; sonuç yine nihai fiyata yansıyor.

IPv4 Kıtlığı Hosting ve Sunucu Tarafında Neleri Değiştiriyor?

DCHost’ta hem küçük web siteleri hem de yüksek trafikli altyapılar yönettiğimiz için IPv4 kıtlığının etkisini birçok farklı senaryoda net görüyoruz. En çok karşılaştığımız başlıklar:

1. Dedicated IP Artık Gerçek Bir Maliyet Kalemi

Eskiden “her siteye bir IP” yaklaşımı oldukça yaygındı. Bugün ise:

  • Paylaşımlı hosting’de ücretsiz shared IP kullanımı yaygın,
  • SEO, e‑posta itibarı veya belirli güvenlik gereksinimleri nedeniyle gerçekten ihtiyaç duyanlara dedicated IP opsiyonel ve ücretli sunuluyor,
  • VPS ve dedicated sunucularda birden fazla IP talebi ciddi maliyet yaratabiliyor.

Bu yüzden IP planlaması yaparken her bir IP’nin size gerçekten ne kazandırdığını masaya koymak şart. Sadece “alışkanlık gereği” fazladan IP istemek artık lüks.

2. SSL Sertifikaları İçin Artık Ayrı IP Gerekli Değil

Çok eski dönemde birden fazla HTTPS siteyi barındırmak için her siteye ayrı IP adresi kullanmak neredeyse standarttı. SNI (Server Name Indication) sayesinde bu devre geride kaldı; modern tarayıcılar aynı IP üzerinde birden fazla TLS sertifikasını destekliyor.

Bu sayede, sınırlı IPv4 havuzunu çok daha verimli kullanmak mümkün. Eğer hâlâ “SSL için ayrı IP gerekir” ön kabulüyle hareket ediyorsanız, tek IP üzerinde birden fazla HTTPS site barındırmayı sağlayan SNI desteğini anlattığımız rehberimize mutlaka göz atın.

3. Paylaşımlı IP ile E‑Posta Gönderiminde Denge Arayışı

Paylaşımlı hosting ortamlarında outbound e‑posta genellikle shared IP üzerinden gider. IP’nin itibarı onlarca, hatta yüzlerce sitenin davranışından etkilenir. IPv4 kıtlığı nedeniyle herkesin dedicated IP ile e‑posta göndermesi pratik değil. Bu yüzden:

  • SMTP rate limit,
  • Gelişmiş spam filtreleme,
  • DMARC, SPF, DKIM yapılandırması,
  • Kota ve abuse politikaları

gibi önlemlerle ortak IP’nin temizliğini korumak giderek daha kritik hale geliyor.

4. Colocation ve Büyük Projelerde IP Blok Planlaması

Colocation veya büyük dedicated cluster projelerinde, eskiden “biraz geniş tutalım, ileride lazım olur” diye fazladan IP tahsis etmek oldukça yaygındı. Bugün ise şöyle sorular soruyoruz:

  • Gerçekten her node’a ayrı public IP mi lazım, yoksa NAT/ayrı router ile çözebilir miyiz?
  • Servislerimizin ne kadarı public, ne kadarı sadece internal erişime açık kalacak?
  • IPv6’yı hangi aşamada devreye alıyoruz; dual-stack mimari ne zaman devreye girecek?

Bu yaklaşım, hem IP maliyetini düşürüyor hem de güvenlik yüzeyini daraltıyor.

IPv4 Maliyetini Kontrol Altına Almak İçin Teknik Stratejiler

IPv4 kıtlığını çözmenin tek yolu IPv6’ya geçiş; ancak bu geçişin bir gecede olmayacağını biliyoruz. DCHost olarak çoğu projede hibrit (dual-stack) ve akıllı IPv4 kullanımıyla çok makul sonuçlar alıyoruz. Aşağıdaki stratejiler, kendi altyapınızı planlarken size de yol gösterebilir.

1. Dual-Stack Mimarisi: IPv4 + IPv6 Yan Yana

Bugün en gerçekçi yaklaşım, servisleri hem IPv4 hem IPv6 üzerinden sunmak. Böylece:

  • IPv6 destekleyen istemciler (çoğu mobil operatör, modern ISP’ler) IPv6 üzerinden gelir,
  • IPv4 sadece geri kalan trafiği taşır,
  • Uzun vadede IPv4 üzerindeki baskı ve maliyet kademeli olarak azalır.

IPv6 geçişinin stratejik boyutlarını ve zamanlamasını adım adım ele aldığımız IPv6 benimseme sürecini adım adım planlamak için hazırladığımız rehbere mutlaka göz atmanızı öneririz.

2. NAT ve Özel Ağ Tasarımı ile IP’yi İçeride Çoğaltmak

Her sunucunun, her servisin public bir IPv4 adresine gerçekten ihtiyacı var mı? Çoğu durumda cevap hayır. Özellikle:

  • Veritabanı sunucuları,
  • İç yönetim panelleri,
  • Cache/queue sunucuları,
  • İç API ve mikroservisler

gibi bileşenleri NAT arkasında, özel IP’lerle konumlandırmak hem güvenlik hem de maliyet açısından daha sağlıklı. Dışarıya sadece reverse proxy / load balancer gibi birkaç uç servis public IP ile açılır.

3. SNI ve Çoklu Hostname ile IP’yi Paylaştırmak

Eğer hâlâ “müşteriye özel IP vermezsek profesyonel görünmez” gibi eski alışkanlıklardan kalan kaygılarınız varsa, bunu yeniden gözden geçirme zamanı. Modern tarayıcılar ve istemciler SNI’yi destekliyor, bu da tek IP üzerinde onlarca HTTPS siteyi güvenli şekilde barındırabildiğiniz anlamına geliyor.

Burada önemli olan, DNS, SSL ve sanal host yapılandırmalarını doğru kurgulamak. Bu konuda kafanızda soru işaretleri varsa, SNI ile tek IP üzerinde çoklu HTTPS site barındırma rehberimiz size güzel bir teknik çerçeve sunacaktır.

4. IPv6’yı Uygulamada Gerçekten Aktif Kullanmak

Birçok altyapıda IPv6 “açık”, ancak gerçek anlamda kullanılmıyor. Örneğin:

  • DNS’te AAAA kayıtları oluşturulmamış,
  • Reverse proxy veya firewall kuralları IPv6 için güncellenmemiş,
  • Monitoring ve loglama IPv6’yı yeterince takip etmiyor.

Oysa düzgün yapılandırılmış bir IPv6 altyapısı, IPv4 üzerindeki trafik yükünü ciddi şekilde hafifletebilir. Bu geçişin pratik tarafına odaklanmak isterseniz, VPS sunucunuzda IPv6 kurulumunu adım adım anlatan rehberimizi kullanarak ilk denemelerinizi yapabilirsiniz.

5. IP Kullanımını Sürekli İzlemek ve Temizlemek

IPv4 kıtlığı çağında “IP adresi aldım, bıraktım, unuttum” diye bir lüks kalmadı. Şu kontrolleri periyodik olarak yapmak maliyette gözle görülür fark yaratıyor:

  • Boşta duran veya çok az trafik alan IP’leri tespit etmek,
  • Geçmişte açılmış ancak artık kullanılmayan staging/test ortamlarını kapatmak,
  • Spam/abuse nedeniyle riske girmiş IP’leri tespit edip temizliğe yönelmek,
  • IP bloklarını mantıklı subnet’lere bölerek yönetimi sadeleştirmek.

DCHost’ta özellikle büyük IP blokları için otomatik taramalar ve uyarılarla bu süreci destekliyor, gerektiğinde müşterilerimize “şu IP’leriniz boşta, ister misiniz birlikte yeniden planlayalım?” diye proaktif önerilerle gidiyoruz.

DCHost Olarak IPv4 Kıtlığını Nasıl Yönetiyoruz?

IPv4 adres kıtlığı ve fiyat artışları bizi de doğrudan etkiliyor; ancak bu durumu sadece maliyet artışı olarak görmek yerine, ağ mimarisini ve hizmet tasarımını iyileştirmek için bir fırsat olarak ele alıyoruz. Pratikte neler yapıyoruz?

  • Transparan fiyatlama: IP maliyetlerini, sunucu/vps fiyatlarından ayrıştırarak müşterinin neye ne ödediğini net görmesini sağlıyoruz.
  • Akıllı IP planlama: Yeni bir VPS, dedicated veya colocation projesi geldiğinde ilk iş IP ihtiyacını birlikte masaya yatırıyoruz. Gereksiz IP tahsisinin önüne geçiyoruz.
  • Yerleşik IPv6 desteği: Altyapımızı en baştan dual-stack düşünerek kurguluyor, IPv6’yı sadece “ekstra” değil, standart bir yetenek olarak sunuyoruz.
  • IP itibarı yönetimi: Kara liste takibi, abuse süreçleri ve e‑posta trafiği izleme ile IP havuzumuzu mümkün olduğunca temiz tutmaya özen gösteriyoruz.
  • Danışmanlık ve mimari tasarım desteği: Büyük IP blokları talep eden müşterilerimize, NAT, reverse proxy, IPv6 ve segmentasyon içeren alternatif mimarileri teknik olarak birlikte tasarlıyoruz.

IPv4 adres fiyatlarının rekor kırdığı bu dönemde bütçenizi ve altyapınızı nasıl koruyabileceğinizi daha sayısal örneklerle görmek isterseniz, IPv4 adres fiyatları rekor kırarken bütçenizi ve altyapınızı nasıl koruyabileceğinizi anlattığımız detaylı yazımıza da mutlaka göz atın.

Orta ve Uzun Vadeli Strateji: IPv4 Bağımlılığını Azaltmak

IPv4 kıtlığının kısa vadede “sihirli” bir çözümü yok. Ancak orta ve uzun vadede atılacak adımlar net:

  • Altyapıda IPv6’yı birinci sınıf vatandaş yapmak: Yeni projelerde en baştan AAAA kayıtları, firewall ve loglama tasarımına IPv6’yı dahil etmek.
  • Yeni geliştirme projelerinde IPv6 uyumluluğunu zorunlu tutmak: Backend, API, mobil uygulama ve üçüncü taraf entegrasyonlarında IPv6 testini CI/CD süreçlerine eklemek.
  • Aşamalı IPv4 azaltma hedefleri koymak: Örneğin 2 yıl içinde public IPv4 kullanan servis sayısını %30 azaltmak gibi somut hedefler belirlemek.
  • Farkındalık yaratmak: Geliştirici ekipler, DevOps, ağ ve güvenlik ekiplerinin hepsinin aynı fotoğrafı görmesini sağlamak.

DCHost olarak kendi iç ağlarımızda ve müşterilerimizin projelerinde tam olarak bu yaklaşımı benimsiyoruz. Her yeni tasarım toplantısında sadece CPU/RAM değil, IP ve protokol stratejisini de konuşuyoruz. Böylece IPv4 fiyatlarındaki dalgalanmalar, müşteri projelerinde ani ve kontrolsüz bir maliyet baskısı yaratmıyor.

Sonuç: IPv4 Pahalı, Ama Çaresiz Değilsiniz

IPv4 adres kıtlığı ve fiyat artışları artık teknik ekiplerin görmezden gelebileceği bir ayrıntı değil; bütçe toplantılarında, ürün planlama süreçlerinde ve hatta sözleşme taslaklarında kendine yer buluyor. Ancak bu tabloyu kader gibi görmek gerekmiyor. Doğru stratejiyle:

  • Gerçekten ihtiyaç duyduğunuz kadar IPv4 adresi kullanabilir,
  • IPv6’yı adım adım hayata geçirerek gelecekteki baskıyı azaltabilir,
  • NAT, reverse proxy, SNI ve segmentasyon gibi tekniklerle mevcut havuzunuzu verimli kullanabilirsiniz.

DCHost olarak hem küçük ölçekli web siteleri hem de karmaşık çok sunuculu mimariler için bu dönüşümü birlikte planlamaya hazırız. Yeni bir VPS, dedicated sunucu veya colocation projesi düşünüyorsanız; kaç IP adresine gerçekten ihtiyacınız olduğunu, IPv6’yı hangi aşamada devreye alabileceğinizi ve tüm bunların toplam maliyetinizi nasıl etkileyeceğini gelin birlikte hesaplayalım. Altyapınızı ve IP stratejinizi bugün doğru kurgulamak, yarın yükselen IPv4 fiyatları karşısında elinizi çok daha güçlendirecek.

Sıkça Sorulan Sorular

IPv4 adres kıtlığı aslında yıllar önce tahmin edilen bir süreçti. 32 bitlik IPv4 adres alanı yaklaşık 4,3 milyar benzersiz adres sunuyor ve internetin ilk yıllarında bu rakam fazlasıyla yeterli görünüyordu. Ancak geniş blokların verimsiz dağıtılması, mobil cihazların ve IoT’nin yaygınlaşmasıyla tüketim hızı beklenenden çok daha arttı. Bölgesel internet kayıt otoriteleri (RIR’ler) 2011–2019 arasında kademeli olarak son büyük IPv4 bloklarını dağıttı ve bugün yeni tahsisler son derece sınırlı. Yani artık pratikte yeni IPv4 üretilemiyor; ihtiyaçların büyük kısmı ikinci el transfer piyasası üzerinden, hızla yükselen fiyatlarla karşılanıyor.

Hosting ve VPS hizmetlerinde IP adresi, sunucunun en temel bileşenlerinden biri. Veri merkezi operatörleri ve hosting firmaları IPv4 bloklarını artık çoğunlukla ikincil piyasadan, oldukça yüksek maliyetlerle tedarik ediyor. Bu maliyet; paylaşımlı hosting, VPS, dedicated sunucu ve colocation paketlerinin fiyatlandırmasına dolaylı şekilde yansıyor. Özellikle birden fazla IP talep eden projelerde, IP maliyeti toplam faturanın anlamlı bir kısmını oluşturabiliyor. Bu nedenle son dönemde birçok sağlayıcı, IP’leri sunucu paketlerinden ayrıştırıp ayrı satmaya veya sadece gerçekten gerekli senaryolarda dedicated IP tahsis etmeye başladı. Doğru IP planlaması yapmayan projeler ise gereksiz yere yüksek maliyet ödüyor.

Uzun vadede IPv4 kıtlığının tek kalıcı ve sürdürülebilir çözümü IPv6’ya geçiş. IPv6, 128 bitlik adresleme yapısı sayesinde neredeyse tükenmez bir adres alanı sunuyor ve modern ağ ekipmanları ile işletim sistemlerinin büyük kısmı IPv6’yı destekliyor. Ancak pratikte tüm ekosistemin (uygulamalar, üçüncü taraf servisler, eski donanımlar) bir anda IPv6’ya geçmesi mümkün değil. Bu yüzden en gerçekçi yol, dual-stack mimariyle IPv4 ve IPv6’yı bir süre yan yana götürmek. DCHost’ta biz de projeleri aşamalı şekilde IPv6’ya hazırlıyor, yeni hizmetleri mümkün olduğunca IPv6 uyumlu tasarlıyoruz. Böylece IPv4 üzerindeki baskı kademeli olarak azalırken, maliyet ve riskler de yönetilebilir kalıyor.

Evet, doğrudan IP adresi kiralamıyor olsanız bile IPv4 kıtlığı sizi dolaylı olarak etkiliyor. Hosting paketinizin fiyatı, kullanılan IP havuzunun maliyetini de içeriyor. Ayrıca e‑posta teslim edilebilirliği, SEO ve güvenlik gibi konularda IP itibarı kritik önem taşıyor. Örneğin paylaşımlı bir IP üzerinde spam yapan siteler varsa, aynı IP’yi kullanan masum siteler de olumsuz etkilenebiliyor. Bu nedenle sağlayıcınızın IP yönetim politikası, IPv6 desteği ve kötüye kullanıma karşı ne kadar sıkı davrandığı sizin için de önemli. DCHost’ta hem IP itibarı hem de IPv6 desteği konusunu, en küçük paketlerde bile ciddiyetle ele almamızın sebebi tam olarak bu.

DCHost olarak IPv4 kıtlığını sadece bir maliyet kalemi değil, aynı zamanda mimariyi iyileştirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Yeni bir VPS, dedicated sunucu veya colocation projesinde ilk adımda IP planlamasını birlikte yapıyoruz; gerçekten gereken IP sayısını, NAT veya reverse proxy ile içeride çözülebilecek senaryoları netleştiriyoruz. Altyapımızı dual-stack yapıda tasarlayıp IPv6’yı mümkün olan her yerde devreye alıyor, böylece IPv4 üzerindeki yükü azaltıyoruz. Ayrıca IP itibarı yönetimi, kara liste takibi ve abuse süreçleriyle IP havuzumuzu temiz tutarak hem e‑posta teslim edilebilirliğini hem de ağ kalitesini korumaya odaklanıyoruz. İhtiyaç duyduğunuzda, IP stratejinizi yeniden tasarlamak için teknik ekibimizle birlikte detaylı çalışma da yapabiliyoruz.