Teknoloji

Dedicated Sunucu mu VPS mi? Hangisi İşinize Yarar?

Bir projeyi planlarken en çok zorlanılan kararlardan biri, altyapıyı hangi sunucu türü üzerine kurmak olur: Dedicated sunucu mu, VPS mi? Yanlış bir seçim, uzun vadede hem performans sorunlarına hem de gereksiz yüksek maliyetlere yol açabilir. Doğru seçim ise; stabilite, ölçeklenebilirlik ve öngörülebilir bir bütçe demektir.

Biz DCHost olarak, çok farklı ölçeklerde projelerin hem VPS hem de dedicated sunucu mimarilerini tasarlıyor, yönetiyoruz. Gördüğümüz ortak nokta şu: Aslında çoğu işletme için “en iyi” çözüm tek bir sihirli cevap değil, iş yüküne göre şekillenen bir yol haritası. Bu yazıda teknik terimleri sadeleştirerek; kapasite, güvenlik, maliyet ve yönetim yükü açısından dedicated ile VPS’i karşılaştıracağız. Ayrıca, hangi senaryoda hangisinin daha mantıklı olduğunu gerçekçi örneklerle netleştireceğiz.

Eğer elinizde; bir e-ticaret sitesi, ajans olarak yönettiğiniz onlarca WordPress sitesi, SaaS ürünü, CRM/ERP gibi kurumsal bir uygulama ya da oyun sunucusu planı varsa, bu rehberi okuduktan sonra “Bizim için mantıklı olan şu” diyebilecek seviyeye geleceksiniz. Ek olarak, ileride olası bir VPS’ten dedicated’a geçiş ya da tam tersi yön için de baştan doğru stratejiyi kurmanıza yardımcı olacak pratik kontrol listeleri paylaşacağız.

Dedicated sunucu ve VPS arasındaki temel fark

Önce kavramları netleştirelim. Teknik detaylara boğmadan, aradaki farkı sade bir dille özetleyelim.

Dedicated sunucu, veri merkezinde size fiziksel olarak ayrılmış tek bir makinedir. Sunucunun tüm donanımı (CPU, RAM, disk, ağ arayüzleri) sadece size aittir; başka müşteriyle paylaşılmaz. İşletim sistemi, disk düzeni, RAID, ağ ayarları gibi her şeyi en alt katmandan itibaren sizin için özelleştirebiliriz.

VPS (Virtual Private Server) ise güçlü bir fiziksel sunucu üzerinde sanallaştırma teknolojisi ile oluşturulmuş, kaynakları belirli oranlarda ayrılmış sanal sunucudur. Kendi işletim sisteminiz, root erişiminiz ve izolasyonunuz vardır; ancak fiziksel donanım birden fazla VPS arasında paylaşılır.

Basitleştirirsek:

  • Dedicated = Bina size ait, istediğiniz gibi duvar örebilir, tesisat kurabilirsiniz.
  • VPS = Sağlam bir binada size özel bir daireniz var; kendi kapınız, odalarınız ve anahtarınız var ama bina altyapısını paylaşıyorsunuz.

VPS kavramına daha detaylı bir başlangıç yapmak isterseniz, VPS hosting nedir ve küçük işletmeler için avantajları başlıklı rehberimize de göz atabilirsiniz.

VPS ne zaman yeterli ve hatta daha mantıklı olur?

Kendi deneyimlerimizden söyleyebiliriz: Birçok proje için ilk adımda dedicated sunucuya atlamak gereksiz maliyet yaratıyor. Doğru boyutlandırılmış bir VPS, uzun süre fazlasıyla yetebiliyor. Peki hangi durumlarda VPS tarafı daha mantıklı?

Küçük ve orta ölçekli web siteleri

Aşağıdaki profilde bir projeye sahipseniz, genellikle VPS ile başlamak son derece sağlıklı olur:

  • Aylık ziyaretçi sayınız on binler ile yüz binler arasında.
  • WordPress, WooCommerce, Laravel, küçük SaaS panelleri gibi klasik web uygulamaları kullanıyorsunuz.
  • Yoğun iş yükü; web trafiği, veritabanı ve basit arka plan işler ile sınırlı.
  • Bütçenizi daha çok yazılım geliştirme, pazarlama ve içerik üretimine ayırmak istiyorsunuz.

Bu senaryoda NVMe diskli iyi yapılandırılmış bir VPS çoğu zaman hem performans hem de maliyet açısından ideal çözümdür. Özellikle paylaşımlı hostingde tıkanıp kaynak limitlerine sık sık takılmaya başladıysanız, paylaşımlı hosting’den VPS’e sorunsuz geçiş rehberimizde anlattığımız gibi orta seviyeli bir VPS’e geçiş, hissedilir bir performans artışı sağlar.

Ajanslar ve çoklu web sitesi yönetimi

Web ajansı, freelancer ya da ürün geliştiren bir ekip olarak; 10–30 arası WordPress sitesi, kurumsal mini siteler ve mikro landing page’ler yönetiyorsanız, VPS:

  • Tüm siteleri tek panelden yönetme kolaylığı,
  • İhtiyaç oldukça vCPU/RAM ekleyebilme,
  • Yedekleme ve güvenlik politikasını tek merkezden uygulayabilme

gibi avantajlar sunar. Bu tür yapılarda, uzun yıllardır şunu gözlemliyoruz: Doğru boyutlandırılmış bir VPS, benzer maliyetteki zayıf bir dedicated’dan çok daha verimli sonuç veriyor; çünkü paylaşılan ama güçlü donanım + modern sanallaştırma + NVMe disk kombinasyonu pratikte oldukça hızlı çalışıyor.

Geliştirme, test ve staging ortamları

Üretim (canlı) ortamınız dedicated üzerinde bile olsa, geliştirme ve test ortamları için çoğu zaman dedicated’a gerek yoktur. Bu tür ortamlarda:

  • Kaynak kullanımı dalgalıdır ve genelde düşüktür.
  • Ziyaretçi trafiği gerçek kullanıcı değil, iç ekibinizdir.
  • Aktiflik, sprint dönemlerine göre değişir.

Bu nedenle staging, QA, demo veya pre-prod gibi ortamları VPS üzerinde konumlandırmak hem maliyetleri düşürür hem de yönetimi kolaylaştırır. Bu konuda geliştirme, test ve canlı ortamlar için hosting mimarisi yazımızdaki örnek topolojiler de işinize yarayabilir.

Yönetim yükü ve destek ihtiyacı

Dedicated tarafında işletim sistemi, RAID, donanım izleme, firmware güncellemeleri gibi sorumluluklar artar. Eğer ekibinizde sistem yöneticisi yoksa, yönetilen VPS seçeneği çoğu zaman daha az risklidir. Bu ayrımı detaylı anlattığımız managed vs unmanaged VPS hosting rehberimize de mutlaka göz atmanızı öneririz.

Dedicated sunucu hangi durumlarda vazgeçilmez hale gelir?

Her proje VPS ile çözülemez. Bazı iş yükleri, doğası gereği fiziksel kaynaklara tam sahiplik ister. Bu noktalarda dedicated sunucu devreye girer.

Yüksek trafik ve yoğun veritabanı yükü

Şu durumlar varsa dedicated neredeyse kaçınılmaz olur:

  • Aylık milyonlar seviyesinde ziyaretçi trafiği,
  • Sürekli okuma/yazma yapan büyük veritabanları,
  • Yoğun API trafiği ve gerçek zamanlı sorgular,
  • Büyük e-ticaret katalogları, pazar yeri uygulamaları.

Bu tür projelerde; CPU, RAM ve disk IOPS değerlerini sonuna kadar kullanır, hatta zamanla ayrı veritabanı sunucusu, ayrı önbellek sunucusu kurgusuna bile ihtiyaç duyarsınız. Bu konuda büyük WordPress/WooCommerce siteleri için disk ve IOPS planlama rehberimizde anlattığımız gibi, diskin türü ve IOPS kapasitesi kritik önem taşır. NVMe RAID’li güçlü bir dedicated sunucu, burada gözle görülür fark yaratır.

Özel yazılımlar, lisans ve donanım gereksinimleri

Bazı yazılımlar lisans modelinden veya teknik gerekliliklerinden dolayı mutlaka fiziksel sunucu ister. Örneğin:

  • Belirli güvenlik çözümleri veya HSM entegrasyonları,
  • Yüksek I/O gerektiren büyük veritabanı kümeleri,
  • Belirli GPU veya özel ağ kartları gerektiren iş yükleri,
  • Regülasyon gereği “paylaşımsız” donanım isteyen denetimler.

Bu durumda VPS yerine dedicated seçmek, sadece performans değil, uyumluluk (compliance) açısından da zorunlu hale gelir. Dedicated kavramını temelden anlamak için, fiziksel sunucu nedir ve nasıl kiralanır yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Çok sayıda VPS yerine tek güçlü fiziksel sunucu

Zamanla farklı projeler için elinizde birçok VPS birikebilir. Her biri ayrı ayrı küçük görünebilir ama toplam maliyet, güçlü bir dedicated’dan daha yukarı çıkmaya başladığında şu soruyu sormak gerekir:

“Tüm bu iş yüklerini, tek güçlü bir dedicated üzerinde kendi iç VPS’lerimize veya konteynerlerimize bölerek daha verimli yönetebilir miyiz?”

Bu modelde;

  • Tek bir güçlü dedicated kiralayıp, üzerine Proxmox/KVM, LXC/Docker gibi çözümlerle kendi iç sanallaştırma katmanınızı kurabilirsiniz.
  • Maliyetleri konsolide eder, kaynak kullanımını daha iyi planlayabilirsiniz.
  • Aynı donanım üzerinde prod, staging, geliştirme gibi ortamları mantıklı şekilde ayırabilirsiniz.

Orta ve büyük projelerde bu tür kararların sadece “VPS mi dedicated mı” değil, “Dedicated mı, colocation mı, çoklu VPS mi” ölçeğinde düşünülmesi gerekir. Daha derin bir karşılaştırma için colocation mu dedicated sunucu mu bulut mu? rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

Regülasyon, KVKK/GDPR ve güvenlik denetimleri

Bazı sektörlerde (finans, sağlık, kamuya yönelik projeler vb.) regülasyonlar gereği:

  • Verinin belirli bir ülkede ve fiziksel sunucuda tutulması,
  • Üçüncü taraflarla donanım paylaşımının minimize edilmesi,
  • Detaylı log, şifreleme ve erişim kontrol politikalarının uygulanması

zorunlu hale gelebiliyor. Bu durumda dedicated sunucu veya colocation tercihleri öne çıkıyor. Veri yerelleştirme ve uyumluluk gereksinimleri için, KVKK ve GDPR uyumlu hosting seçimi rehberimiz karar sürecinizde size yol gösterebilir.

Performans, güvenlik, ölçeklenebilirlik ve maliyet karşılaştırması

Şimdi daha sistematik ilerleyelim ve dört temel başlıkta VPS ile dedicated’ı karşılaştıralım.

1. Performans

VPS tarafında performansı belirleyen temel unsurlar:

  • Ayrılan vCPU sayısı ve saat hızı,
  • RAM miktarı,
  • Altta yatan disk altyapısı (özellikle NVMe kullanımı),
  • Aynı fiziksel host’taki diğer VPS’lerin davranışı (iyi yapılandırılmış altyapılarda bu risk minimize edilir).

Dedicated tarafında ise;

  • Tüm çekirdekler ve RAM size aittir, paylaşım yoktur.
  • Disk I/O ve ağ bant genişliği en üst seviyede öngörülebilirdir.
  • İhtiyaç halinde NVMe RAID, 10 Gbit ağ gibi daha spesifik yükseltmeler yapılabilir.

Özetle: Tek bir yoğun iş yükü için maksimum ve öngörülebilir performans istiyorsanız dedicated; birden fazla orta ölçekli iş yükünü dengeli şekilde koşturmak istiyorsanız çoğu zaman VPS daha mantıklıdır.

2. Güvenlik ve izolasyon

Hem VPS hem de dedicated, doğru yapılandırıldığında güvenlidir. Fark şu noktada ortaya çıkar:

  • VPS’de işletim sisteminiz izole olsa da aynı fiziksel host’u paylaştığınız başka müşteriler vardır. Modern sanallaştırma teknolojileri bu izolasyonu çok güçlü sağlar, ancak bazı sektörler “donanım seviyesinde paylaşımsızlık” talep eder.
  • Dedicated sunucuda ise tüm donanım katmanı size aittir. Donanım düzeyinde başka müşteriyle hiçbir ortak noktanız yoktur.

Güvenlik tarafında asıl farkı yaratan; işletim sistemi güncellemeleri, firewall kuralları, WAF, yedekleme ve izleme gibi iyi uygulamalardır. VPS üzerinde güvenlik sertleştirmesi yapmak için VPS güvenlik sertleştirme kontrol listesi yazımızdan da yararlanabilirsiniz.

3. Ölçeklenebilirlik

VPS tarafında ölçeklenme genelde daha esnektir:

  • İhtiyaç oldukça vCPU ve RAM’i artırmak çoğu zaman kısa bir yeniden başlatma ile mümkündür.
  • Disk alanı büyütülebilir, yeni disk eklenebilir.
  • Kısa süreli kampanyalar için yukarı, sonrasında aşağı ölçeklemek daha pratiktir.

Dedicated tarafında ise:

  • CPU ve RAM yükseltmeleri fiziksel müdahale gerektirebilir.
  • Disk genişletmeleri çoğu zaman planlı bakım penceresi ister.
  • Buna karşılık, bir kez doğru boyutlandırdığınızda uzun süre stabil çalışabilirsiniz.

Bu yüzden hızlı büyüme beklediğiniz, ama tam olarak ne kadar büyüyeceğini henüz kestiremediğiniz projelere genellikle VPS ile başlamak, kritik eşik aşıldığında dedicated’a geçmek daha az risklidir.

4. Maliyet

Maliyet konusu sadece aylık sunucu fiyatından ibaret değildir. Şu kalemleri de hesaba katmalısınız:

  • Yönetim maliyeti (sistem yöneticisi, yönetilen hizmetler vb.),
  • Yedekleme altyapısı ve depolama maliyetleri,
  • IPv4 adres maliyetleri (küresel IPv4 kıtlığı sebebiyle giderek artıyor),
  • Olası kesintilerin işinize maliyeti.

IPv4 tarafındaki maliyet baskısını ve alınabilecek önlemleri detaylı anlattığımız IPv4 tükenmesi ve fiyat artışları rehberimize göz atmanızda fayda var.

Genel eğilim şu şekilde:

  • Düşük / orta ölçekli projeler için iyi boyutlandırılmış bir VPS, dedicated’a göre daha ekonomik olur.
  • Belirli bir ölçeğin üzerinde, birden fazla orta boy VPS yerine tek güçlü dedicated daha maliyet/performans avantajı sağlayabilir.

Bu dengeyi kurarken, hosting maliyetlerini düşürme rehberimizde anlattığımız boyutlandırma prensipleriyle hareket etmek, bütçenizin kontrolünü elinizde tutmanıza yardımcı olur.

Karar vermek için pratik kontrol listesi

Şimdi teoriyi pratik bir kontrol listesine dönüştürelim. Aşağıdaki sorulara verdiğiniz cevaplar, sizi doğal olarak VPS veya dedicated tarafına yaklaştıracaktır.

1. Trafik ve kaynak kullanımı

  • Şu anda aylık ortalama ziyaretçi sayınız nedir?
  • Yoğun saatlerde CPU kullanımı %70 üzerine sık sık çıkıyor mu?
  • Veritabanı sorguları yavaşlamaya başladı mı, yoksa henüz çok rahatsız edici değil mi?
  • Arka plan iş kuyruğu (queue), raporlama, cron işleriniz yoğun mu?

Bu sorulara “henüz çok yoğun değil” cevabı veriyorsanız, VPS ile başlamak genellikle doğru yöndür. Uzun süredir %70–80 üzeri CPU/RAM kullanımı, sık sık disk I/O tıkanması görüyorsanız, artık dedicated tarafını ciddi şekilde düşünmenin zamanı gelmiş olabilir.

2. Ekip yetkinliği ve yönetim modeli

  • Ekibinizde sunucu yönetimi tecrübesi olan biri var mı?
  • SSH, firewall, yedekleme, izleme gibi konulara zaman ayırabilecek misiniz?
  • Yönetilen (managed) bir hizmet mi, yoksa yönetimi tamamen sizde olan (unmanaged) bir model mi düşünüyorsunuz?

Sunucu yönetimi ekibiniz yoksa, hem VPS hem de dedicated tarafında yönetilen hizmet modellerini değerlendirmek mantıklıdır. Ancak ilk adımda yönetilen VPS ile başlamak, yönetilen dedicated’a göre daha düşük bütçeyle sürece alışmanızı sağlar.

3. Büyüme planı ve belirsizlik düzeyi

  • Önümüzdeki 6–12 ayda trafiğinizin kaç kat artmasını bekliyorsunuz?
  • Bu artış daha çok web trafiği mi, yoksa ağır arka plan iş yükleri (raporlama, cron, queue) mi olacak?
  • Henüz ürün-pazar uyumunu (product-market fit) test ediyorsanız, belirsizlik yüksek mi?

Belirsizliğin yüksek olduğu, henüz “tutmamış” ürünlerde yüksek kapasiteli dedicated ile başlamak yerine esnek bir VPS mimarisi kurmak daha sağlıklıdır. Ürün oturup trafik öngörülebilir hale geldiğinde, dedicated veya hibrit (VPS + dedicated karışık) mimariye geçmek daha güvenli olur.

4. Regülasyon ve uyumluluk

  • Sektörünüzde veri yerelleştirme, fiziksel izolasyon, denetim gibi zorunluluklar var mı?
  • Sözleşmelerinizde “paylaşımsız donanım” gibi maddeler geçiyor mu?
  • Müşterilerinize verdiğiniz SLA ve güvenlik taahhütleri, dedicated seviyesinde kontrol gerektiriyor mu?

Bu sorulardan herhangi birine “evet” diyorsanız, mimariyi ilk günden dedicated (ve hatta gerekiyorsa colocation) perspektifiyle tasarlamak gerekebilir.

DCHost altyapısında örnek senaryolar

Teoriyi biraz somutlaştıralım. DCHost tarafında sıkça gördüğümüz üç tipik senaryoyu özetleyelim.

Senaryo 1: Ajans + çoklu WordPress sitesi

Bir dijital ajans, 20’den fazla kurumsal web sitesi ve birkaç WooCommerce mağazası yönetiyor. Başlangıçta paylaşımlı hosting ile ilerlemişler, ancak:

  • Kaynak limitlerine takılma,
  • Güncellemelerde sitelerin yavaşlaması,
  • Yedek ve güvenlik ayarlarının dağınık olması

gibi sorunlar baş göstermiş. Bu noktada; kontrollü bir geçiş planı ile NVMe diskli orta seviye bir VPS üzerine, cPanel/DirectAdmin paneli kurulup tüm siteler tek altyapıda toplanıyor. Ajans büyüyüp site sayısı ve trafik iki katına çıktığında, ikinci bir VPS ekleyerek yükü bölmek ya da daha güçlü bir VPS’e yükseltmek, dedicated’a göre çok daha hızlı ve esnek ilerlememizi sağlıyor.

Senaryo 2: Büyüyen e-ticaret sitesi

Başlangıçta paylaşımlı hosting ile yayın hayatına başlayan bir WooCommerce mağazası, kampanyalar ve reklam yatırımları sonrası ciddi trafik almaya başlıyor. Önce VPS’e geçiş yapılıyor; PHP-FPM, OPcache, Redis ve veritabanı optimizasyonlarıyla performans ciddi anlamda iyileştiriliyor. Bu noktada:

  • Artık geceleri bile düzenli sipariş alan,
  • Kampanya dönemlerinde trafiği birkaç katına çıkan,
  • Giderek büyüyen bir ürün ve sipariş veritabanına sahip

bir altyapıdan söz ediyoruz. Zamanla veritabanı ve disk I/O yükü, tek VPS için sınır seviyelere yaklaşınca, mimariyi dedicated sunucuya taşıyıp uygulama ve veritabanını ayrıştırdığımızda; hem işlem gücü hem de disk performansında ciddi kazanımlar elde ediyoruz.

Senaryo 3: SaaS ürünü ve çok kiracılı mimari

Yeni bir SaaS ürünü geliştiren ekip, ilk etapta kaç müşteriye ulaşacağını kestiremiyor. Bu nedenle mimariyi, birkaç güçlü VPS üzerinde çok kiracılı (multi-tenant) yapıya göre tasarlıyoruz. Uygulama katmanı ve veritabanlarını ayrı VPS’lere bölerek başlamak, ilk yıllarda hem maliyet hem de esneklik sağlıyor.

Ürün pazarda olgunlaşıp, müşteriler büyüdükçe; belirli noktalarda dedicated veritabanı sunucuları ya da ağır müşteriler için özel dedicated sunucular eklemek gündeme geliyor. Böylece aynı mimari içinde hem VPS’lerin esnekliğinden hem de dedicated’ın ham performansından faydalanan hibrit bir yapı kurulabiliyor.

VPS’ten dedicated’a (ve tam tersi) geçiş stratejisi

En çok sorulan konulardan biri de şu: “VPS ile başlayıp ilerde dedicated’a sorunsuz geçebilir miyiz?” Cevap: Evet, ama baştan bazı prensipleri gözetirseniz çok daha kolay olur.

Taşımayı kolaylaştıran mimari prensipler

  • Uygulama, veritabanı ve dosya depolamasını mümkün olduğunca ayrı düşünmek,
  • Alan adı ve DNS mimarisini esnek kurmak (ör. API, panel, statik dosyalar için ayrı subdomain’ler),
  • Ortam değişkenlerini (.env vb.) ve yapılandırma dosyalarını taşımaya uygun tutmak,
  • Yedekleme ve geri yükleme (restore) süreçlerini düzenli test etmek.

Bu prensiplerle, VPS’ten dedicated’a veya dedicated’dan çoklu VPS mimarisine geçişler; büyük bir “taşıma kabusu” yerine, planlı bir versiyon güncellemesi gibi yönetilebilir.

DCHost ile pratik yaklaşım

Biz DCHost tarafında genelde şu yaklaşımı öneriyoruz:

  1. İlk aşamada, gerçekçi ama güvenli tarafta kalacak bir VPS boyutlandırması ile başlamak.
  2. Uygulama ve veritabanını, ileride ayrıştırmaya uygun şekilde kurgulamak.
  3. İzleme (CPU, RAM, disk I/O, ağ), log ve uyarı mekanizmalarını baştan kurmak.
  4. Belirli eşikler aşılmaya başladığında (sürekli yüksek CPU, I/O, veritabanı darboğazları), dedicated’a geçişi önceden planlamak.

Böylece hem başlangıç maliyetlerini makul tutuyor, hem de proje büyüdükçe dedicated veya hatta colocation ile kendi sunucunuzu barındırma seçeneklerine sağlıklı şekilde evrilebiliyorsunuz.

Sonuç: Dedicated sunucu mu VPS mi? Kararı nasıl netleştirmeli?

Tüm bu anlattıklarımızı özetlersek:

  • İşiniz henüz erken aşamadaysa, trafik hacminiz orta seviyedeyse, hızlı deneme-yanılma yapmanız gerekiyorsa ve bütçenizi geliştirme/pazarlamaya ayırmak istiyorsanız; VPS ile başlamak neredeyse her zaman daha mantıklıdır.
  • Yoğun trafik alan, kritik iş yükleri taşıyan, regülasyon baskısı yüksek bir projeye sahipseniz; güçlü bir dedicated sunucu ile, hatta gerekiyorsa ayrı veritabanı ve önbellek sunucularıyla ilerlemek çok daha güvenlidir.
  • Bir noktadan sonra; VPS + dedicated + colocation karışımı hibrit mimariler de devreye girebilir. Önemli olan, başlangıçta mimariyi bu esnekliğe açık tasarlamaktır.

Biz DCHost olarak; hem VPS hem de dedicated sunucu ve colocation hizmetleri sunuyor, birçok müşterimizin altyapı yolculuğunu ortak bir plan çerçevesinde birlikte tasarlıyoruz. Projenizin kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini birlikte masaya yatırarak; “şimdi VPS, şu eşiği geçtiğimizde dedicated, şu noktada ayrı veritabanı sunucusu” gibi somut bir yol haritası çıkarabiliyoruz.

Eğer siz de “Dedicated sunucu mu, VPS mi?” sorusuna hâlâ net bir cevap veremiyorsanız, projenizin teknik detaylarını ve büyüme planlarını bizimle paylaşmanız yeterli. Kaynak kullanımınızı, trafik beklentinizi ve bütçenizi birlikte analiz ederek; gereksiz maliyet yaratmadan, ama ileride tıkanmayacağınız bir altyapı tasarlayalım. Doğru seçilmiş bir DCHost VPS veya dedicated sunucu ile, uygulamanızın büyümesini altyapı tarafında gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Yeni başlayan veya orta ölçekli bir e-ticaret sitesi için genellikle dedicated sunucu şart değildir; doğru boyutlandırılmış bir VPS çoğu zaman fazlasıyla yeterlidir. Özellikle aylık ziyaretçi sayınız yüz binler seviyesindeyse, iyi yapılandırılmış NVMe diskli bir VPS üzerinde WooCommerce veya benzeri bir altyapı gayet performanslı çalışabilir. Burada kritik olan; PHP-FPM, OPcache, veritabanı ve önbellek (örn. Redis) ayarlarının doğru yapılması ve düzenli izleme ile tıkanmaların erkenden fark edilmesidir. Trafiğiniz milyonlar seviyesine çıkıp veritabanı ve disk I/O yükünüz belirgin şekilde artmaya başladığında, o zaman dedicated sunucuya geçişi gündeme almak çok daha sağlıklı ve maliyet açısından da mantıklı olacaktır.

Doğru planlanmış bir geçiş sürecinde kesinti süresini ya tamamen sıfıra indirebilir ya da birkaç dakikalık çok kısa bir pencereyle sınırlı tutabilirsiniz. Bunun için genellikle şu adımları izliyoruz: Önce dedicated sunucu üzerinde tüm yazılım ve servisleri VPS ile aynı sürümlerde kuruyor, ardından veritabanı ve dosya senkronizasyonunu yapıyoruz. DNS TTL değerlerini önceden düşürerek, alan adının yeni IP’ye hızlı yönlenmesini sağlıyoruz. Son adımda, trafiği yeni sunucuya alırken kısa bir bakım sayfası göstermek bile çoğu zaman yeterli oluyor. Düzenli yedekler, test ortamında yapılan prova geçişleri ve iyi bir DNS stratejisiyle bu süreci kullanıcılar fark etmeden yönetmek mümkün.

Oyun sunucuları CPU, RAM ve özellikle de tek çekirdek performansına oldukça duyarlıdır. Küçük arkadaş grupları veya topluluklar için, düşük oyuncu sayılı sunucularda iyi bir VPS genellikle yeterlidir; hızlı NVMe disk ve güçlü bir vCPU ile gayet akıcı bir deneyim sağlanabilir. Ancak oyuncu sayısı arttıkça, eklentiler ve modlar çoğaldıkça, işlemci yükü ve gecikme süreleri kritik hale gelir. Bu noktada dedicated sunucu; paylaşımsız CPU çekirdekleri, tahmin edilebilir disk I/O ve ağ performansı nedeniyle öne çıkar. Kısaca: Küçük ve orta ölçekli topluluklar için VPS, büyük, rekabetçi topluluklar ve birden fazla oyun sunucusunu aynı anda çalıştırmak için ise dedicated daha doğru tercihtir.

10–30 arası orta trafikli web sitesi için, tek güçlü bir VPS çoğu zaman hem maliyet hem de yönetim kolaylığı açısından yeterlidir. cPanel veya DirectAdmin gibi bir panel ile müşterilerin sitelerini tek noktadan yönetebilir, gerektiğinde kaynakları hızlıca yükseltebilirsiniz. Ancak yüzlerce site, yüksek trafik alan projeler veya ajans olarak onlarca WooCommerce mağazasını aynı altyapıda topluyorsanız, burada dedicated sunucuya geçmek daha mantıklı hale gelir. Dedicated üzerinde kendi iç VPS’lerinizi veya konteynerlerinizi kurarak, hem donanıma tam sahip olur hem de projeleri mantıklı şekilde bölüp izole edebilirsiniz. Karar verirken toplam trafik, veritabanı yükü ve büyüme hızınızı birlikte değerlendirmek en sağlıklı yaklaşımdır.

Evet, mümkün; ancak pratikte bu senaryoya daha az ihtiyaç duyulur. Genelde akış tam tersi yöndedir: VPS ile başlanır, trafik ve iş yükü arttıkça dedicated’a geçilir. Yine de, bazı durumlarda büyük bir dedicated üzerinde çalışan çok sayıda küçük projeyi, maliyet optimizasyonu için farklı VPS’lere bölmek isteyebilirsiniz. Mimariyi baştan; uygulama, veritabanı ve dosya katmanlarını ayrıştırmaya uygun tasarladıysanız, dedicated’dan VPS mimarisine geçiş de planlı bir şekilde yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken; performans beklentilerini doğru yönetmek, disk I/O ve CPU sınırlarını gerçekçi hesaplamak ve mutlaka kapsamlı bir test süreci yürütmektir.